Thursday, 20 July 2017

19. San Pedro (Huachuma) Büyük Baba ve Ayahuasca Büyük Anne, Kutsal Vadi - Peru

Hastalık-şifa-tekamül-tekamül yardımcıları üzerine...

Ruhtan inen (yansıyan) enerjiyle, hayat denilen bu varoluş serüveninde an ve an oluşuyoruz ve oluştuğumuz şeyi deneyimliyoruz.
İnsan, ruhundan gelen isteklere kulak tıkadığında, ruhtan inenen enerji, akışkanlığını, parlaklığını, o yüksek frekansını kaybediyor. An ve an hayatı yaratan, daha doğrusu hayatın ta kendisi olan bu enerji sönükleşerek  kişiyi ileri taşıma gücünü kaybediyor. Ruhunun iradesine, yani Tanrısal iradeye kulak kapatanlar, sanki gece sürüşünde arabanın farlarını söndürmüş gibi oluyorlar. Sonsuz yardım, şefkat ve sevgiyle dolu olan bu evrende, yalnızlarmış, yardımsızlarmış gibi, karanlıkta yürüyorlar; duygularına kör, akılları karışık ve bedenleri esnekliğini yitirmiş, hastalanmış olarak.

Bu tekamül yolculuğunda tek başımıza, yardımsızca ve karanlıkta mı yürümeliyiz?
Yok mu bizi elimizden tutup çekecek, 'gel, yol burası' diyecek; hatta cephede yaralı arkadaşını koruyan asker gibi, sırtına alıp koşacak kimse? Yok mu bir kurtarıcımız; bir ilaç ya da bir şifacı, bir ruhani öğretmen?

Böyle bir kurtarıcı yok. Kurtarıcımız yine biziz. İçimizdeki lambaları yakacak olan biziz. Hiç bir şifacı, hiçbir ilaç, hiç bir ruhani öğretmen bizim tekamül yolumuzu bizim için yürüyemez, bizi şifalandıramaz. Ancak yardım istersek, bize mükemmel bir ayna olur. Hem bilinçaltımızdaki karanlığı hem bilinç üstümüzdeki aydınlığı bize olduğu gibi yansıtır. Bu aynada durumumuzu görür, anlar ve aydınlığa doğru yeni seçimler yapmaya başlarsak, yani ruhun isteğiyle uyumlu bir akışa başlarsak, kendimizi şifalandırmış oluruz.

Yardım hem var, hem de yok...

Şifa bize tutulan bir aynayla geliyorsa, hayatımızın her anı şifalanma potansiyelimiz var demektir. Çünkü etrafımız, irili ufaklı aynalarla dolu. Karşımıza çıkan her varlık bize bir ayna. Duyar, görür, anlarsak kızdığımız bir kimse, karanlık olan duygu ve düşüncelerimize ayna; bir kuş cıvıltısı ise doğamıza, güzelliğimize, ışığımıza ayna.

Gerçek rehber ve şifacı olan bir insan, yahut bitki, taş ya da hayvan ruhu bakabileceğimiz büyük bir aynadır.

Bu yazacaklarımı, Ayahuasca Büyük Annenin bana izin verdiği gibi yazıyorum. Dün gece bir seremonide içtim. İlacı hala, hem fizik bedenimde, hem de koşulsuz seven, merhametli, annecil enrjisiyle auramda.

Böyle dedi Ayahuasca Anne:

"Ben seni şifalandırmıyorum. Ben sana, seni yansıtıyorum ki göresin, bilesin, yaptığın tüm seçimlerin seni getirdiği son durumu... Dilersen sana gelecek olasılıklarını da gösterebilirim. Şu anda yürümekte olduğun yolun seni nereye vardıracağını, ve değişik seçimlerde bulunursan nereye varacağını... Ben geçmişinin, bu anının ve geleceğinin aynasıyım. Seçim senin"

Bu mesajın geldiği an benim için aydınlatıcı bir andı.

Daha başa gitmeli ve hem hikayemizi hem de ilaçla ilgili bilgiyi biraz daha açmalıyım.

Kutsal Balık

En son Blog yazısını yazdığımda, Peru-Titicaca gölü kenarında, Puno isminde bir kasabadaydık. 21 Haziran gündönümü seremonilerinden sonra, kalbimize doğan yeni bir isteği takip ettik. Uzun zamandır vejetaryan hatta büyük oranda vegan olmamıza rağmen, balık yedik. Bu, ruhumuzdan gelen bir istekti. Titicaca Anne, "yeyin çocuklarım, bu benim sizi kutsayışımdır. Işığınızı size yansıtışımdır", dedi. Bir dua olarak, bir seremoni olarak, balığın ve Titicaca'nın ruhuna şükranla yedik. Böyle bir lezzet olamaz. Yerken gözlerim yaşardı mutluluktan ve şükran duymaktan.  Balığın ruhu da mutluydu, Titicaca Annenin de, ve biz de. Eğer bu arzuyu aklımızla yargılasaydık, vejeteryan olmayı bir kimlik haline getirmiş oldaydık, bu balığın bize getirdiği fiziksel ve ruhani şifalanma olasılığını kullanamazdık.

Sonra kalbimize yeni istekler doğdu. Onları takip ederek Cusco şehrine geldik.

Cusco, bolluk, bereket, ve kuvvetli ruhani enerjisi nedeniyle insanları kendine çekmiş, İnca halkının üzerinde, köyler, kasabalar, tapınaklar kurduğu, Kutsal Vadi'nin kenarında bir şehir.

Cusco'dan da, Kutsal Vadi'nin karşı yakasındaki küçük bir kasaba olan Calca'ya davet edildik ve çekildik.

Kutsal Vadi & Vamoss

Zeynep ve Serdar ismindeki iki kardeşimiz bizi Cusco'dan alıp Calca'ya getirdiler ve hoşgeldin yemeğiyle de karnımızı doyurdular. Onlar, varlıklarını tatmin etmeyen, eski düzenlerini ve yaşamlarını arkalarında bırakıp, kalplerinden gelen arzuyu takip ederek, Peru'ya yeni bir hayat kurmak için gelmiş 2 guzel dost. Calca'da Cafe açmışlar. Serdar, simit, kek, kurabiye yapıyor. Bir sene de Macchu Picchu'da kalıp, tren istasyonunda gozleme, kofte ekmek ve kek yapıp satarak yaşamışlar. 
Kalbindeki sesi takip etmek cesaret ve tutku ister...


                                                Lemurian Light Zeynep & Serdar

Bizi, başka bir cesur ve tutkulu, Türk arkadaş olan Arda'nin açtığı 'Vamos Türk Evi' ile tanıştırdılar. Burası bir pansiyon ya da otel değil. Kutsal Vadi'nin yamaçlarında, cennet gibi bir köşede, bir ev. Arda olmasa bile ev açık, ve kendi kendini idame ettiriyor. Kalanlar belli bir miktar kalış bedelini eve veriyor. O paranın içinden, mutfaklıklar alınıyor, beraber yemek yapılıyor, beraber ev temizleniyor, evin yeni doğum yapmış köpeği Nefs ve evin kedisi İnti, ortak bakılıyor. Her gün içten ve kardeşçe paylaşımlarla dolu.
Vamoss'da kalanlar çoğunlukla Türk. Uzun yolculukları arasında bir ev molası vermiş yahut, Ayahuasca seremonisi için diyet ve inziva ihtiyacını görmek niyetiyle duraklamış kimseler. Evin büyüsünden midir, yoksa Kutsal Vadi'nin gücü müdür (?); kalanlar birbirlerine mükemmel ayna tutan insanlar ve evden ayrılmakta güçlük çekip, uzun uzun kalıyorlar.
Şimdiden 2. haftamızı doldurduk ve vaktin nasıl geçtiğini anlamadık. Burada bir aile gibiyiz. Yola çıkalı 3 ayı geçmiş. Ev hali çok hoşumuza gitti ve bizi dinlendirdi, aynı zamanda şifamız oldu ve olmakta.






Evin bahcesinde yaptigimiz Dolunay Arinma seremonisinden...


                                    O vakit. Vamoss Ailesi...


Uzun vakittir ismini duyduğumuz, kalbimizde de çağrısını sezdiğimiz, Wachuma Büyük Baba olarak bilinen eril enerjili şifa bitkisi ve Ayahuasca Büyük Anne olarak bilinen, dişil enerjili şifa bitkisiyle tanışmak için uygun yer, an ve bize bu tanışmada eşlik edecek doğru şamanı bekliyorduk.
Sanki o mekana ve an'a çok yaklaşmıştık.
Kaldığımız süre boyunca tuz, un, şeker ve bazı diğer maddeleri tüketmeyerek diyet yaptık ve Ayahuasca Büyük Anneyle karşılaşmamıza, düzenli yoga ve meditasyon yaparak, hem fiziksel, hem psikolojik olarak hazırlandık.

Wachuma- Huachuma-San Pedro 



İlk olarak Huachuma Büyük Baba ile tanıştırıldık. Huachuma, Andes Dağları'nın yükseklerinde yetişen bir kaktüs türü. İçinde, öte alemlere kapı açan, Mescaline isminde bir madde var. Mescaline'in ortaya çıkması için kaktüs kesilip 7-8 saat kaynatılıyor. Bu ilaç, Güney Amerika'da 3000 yıldır şifa içeceği olarak, şamanik seremoniler eşliğinde içilmiş.
Ayahuasca kadar sert olmadığı için, bir şaman eşliğinde olmadan da, tek başımıza içebileceğimiz söylendi.

Bunu şamanik ritüel deneyimleri olmayan birine tavsiye etmem.
Çünkü bu tür seremonilerde alan tutmak çok önemlidir. İlacın alındığı an, insanın zayıf bir anıdır; kendisini güvende hissetmek ister. Şaman- şifacı, hem madde hem ruh alemine hakim bir rehber olarak kişiye emniyette olma hissini verir, alanı ve kişiyi topraklar ve getirdiği ışık ile negatif varlıklardan korur, ilaç enerjisinin bedende akışına destek olur.

Adeti yerini bulması için  3 Huachuma seremonisi yapmaya karar verdik.
Evin anne yürekli ablası Elif ve diğer tüm kardeşlerimiz Maya ile annesi, babası, ablası, abisi gibi ilgilenince, biz de Huachuma seremonisine Yuuka'yla birlikte katılma şansını bulduk.

Arkadaşlarımızın tanıştırdığı, şamanlığından ziyade saflığına güvendiğimiz genç bir Peru'lu kardeşimizle ilk seremonimizi yaptık, ve geri kalan 2 şer seremonilik ilacı kendisinden teslim aldık. İlk seremonimizde gördük ki, ilacın etkisine rağmen kendi alanımızı tutabiliyoruz. O rahatlıkla , o hafta ikinci ve üçüncü seremonimizi de dağa çıkarak, Yuuka'yla birlikte yaptık.



Huachuma dede, bize aynasından neler yansıttı?

Bütün varlıkların birbirinin içinde var olduğunu yansıttı ve birliği deneyimletti.

Yanında oturduğum ağacın yaprağına baktığım vakit, yaprağın her bir zerresinde kendimi gördüm. Sonra kendime baktım ve kendi varlığımın tüm zerrelerinde o yaprağı gördüm. Sonra baktığım her şeyin tüm zerrelerinde kendimi ve içinde bulunduğum dünyayı gördüm. Sonra tüm zerrelerimde, bütün varoluşu gördüm. Fractal geometri... Herşey birbirinin içinde. Her bir zerrecik bir evren. Damlalardaki okyanuslar...

Meditasyonlarımda birliğin sezgisini deneyimlermişim...
Özellikle son Huachuma seremonisinde, birliği sezmedim; yaşadım.
Seremoniniyi üç defa tekrar etmenin, gelenek olması boşuna değilmiş. Verdiği deneyimler her seferinde biraz daha güçlüydü.
Anda olmayı ve her şeyin bilincinde olmayı deneyimletti. Anda olma farkındalığı, bilirsinizki, ortaya çıkar ve akıldan fırlayan ilk düşünceyle birlikte ortadan kaybolur.
İlacın ruhu, yaklaşık üç saat boyunca,  bizi hiç çıkartmaksızın anın farkındalığında demirledi, tuttu. Huachuma Dede, bu yaşattığı deneyimin nektarını, bilincimize akıtmamıza yardımcı oldu.
Yaratan'a, Gaia Anne'ye ve Huachuma Dede'ye adaklarımızı sunduk, davullarımızı çaldık, flütleri üfledik, şükrettik. Bize bahşedilen bu şifayı aldık.
3. Seremoniyi tamamladığımız yerde bu beyaz tüyleri buldum. Yanımızdaki derede yıkarken, Yuuka fotoğraflarımı çekti. Bir çok orb gözükmüş. Daha o sabah, rehber ruhlarımdan fiziksel bir temas rica etmiştim. Fotoğraflara bakarken yine gözlerim yaşardı. Yalnız değiliz...







Sonra, eski yaşamını arkasında bırakıp Peru'ya gelmiş, yaşlı ve güçlü bir Ayahuasca şamanının öğrencisi olmuş, şamanik inisiyasyon yaşamış, 7 senedir de bizzat Ayahuasca seremonileri yapan, Osman Abimizle tanıştırıldık. Kalbinden gelen arzuları onurlandıran bir başka güzel ruh O. Zamanlamamız, koşullar ve enerji, onunla Ayahuasca seremonisi yapmamıza izin vermedi.




Calca'daki ikinci haftamızda, Kutsal vadinin ortasında, kutsal nehirin kenarında, sevgi dolu ve samimi insanların kurduğu ve bir arada yaşadığı küçük, kuvvetli, ruhani bir komün; aynı zamanda ayahuasca seremonilerininde yapıldığı bir şifa merkezi bize bulduruldu.
Seremoniler gece olduğu için, dönüşümlü olarak Maya'yla kalıp, seromonilere ayrı ayrı katılmaya karar verdik.

İlk Ayahuasca seremonisine ben gittim.

Ayahuasca:




Banisteriopsis caapi vine (Ayahuasca) ve Chacruna bitkilerinin karıştırılıp, seremoni ve dualar eşliğinde kaynatılması ile ortaya çıkan şifalı içeceğe Ayahuasca, ruhuna da Ayahuasca Büyük Anne deniyor. Ayahuasca kelimesi, 'Ölüm Sarmaşığı' olarak tercüme ediliyor. Amazon Ormanların'da yetişen bu bitkilerin ilacı, (seremoniyi yaptığım yer için), yine Amazon Ormanların'da yaşayan bir kabilenin şamanı tarafından hazırlanıyormuş.

Chacruna bitkisi, DMT Molekülü (Ruh Molekülü) olarak bilinen bir madde içeriyor. Bu madde, Pineal Gland (3. Göz) ismindeki beynin ortasında bir bezde mevcut; doğumdan kısa süre önce, rüya gördüğümüz esnada ve ölümden kısa süre önce salınıyormuş. Bir de derin meditasyon esnasında salındığına (aktive olduğuna) inanılıyor.
Chacruna'daki DMT, tek başına alındığında aktive olamıyor. Yalnız Ayahuasca ile karıştırıldığında girdiği reaksiyon ile, midede hazmedilip salınabiliyor.
İnsana halüsanatif vizyonlar gösterebilen DMT, büyük öğretmen Ayahuasca ruhu tarafından bir sinema ekranı gibi kullanılıyor ve Ayahuasca Anne bu ekran ile bize görmemiz gereken her şeyi gösteriyor.

Seremoninin yapılacağı tapınağa akşam 4 'te girdim. Kubbeli yuvarlak bir yapıydı. Merkezinde mozaik çalışmayla yapılmış muazzam bir yaşam çiçeği vardı. Çatı daireseldi ve merkezi camdı. İnsanların yattıkları yerden yıldızları izleyebilmeleri hesaplanmıştı. Duvarlarda Ayahuasca şamanlarının yaptığı, ruhlar alemini gösteren tablolar asılıydı. Çember yükseklik olatak 3 kattan oluşuyordu. Yaşam çiçeğinin olduğu en alt katın yarım metre üstünde bir kat, yarım metre üstünde de bir kat daha. Bu üst iki kat düzenli ve aralıklı dizilmiş yer yataklarıyla doluydu. Her bir yatağın üstünde birer battaniye ve birer küçük kova mevcuttu. Çemberin bir ucunda, şamana ayrılmış özel bir koltuk ve çevresindeki ikişer koltukta da çeşit çeşit müzik enstrümanları vardı. Sitar, tabla, harp, flütler, Tibet çanları, şaman davulları...
Tapınağın enerjisi çok yüksekti. Henüz ortada şaman yoktu, ama mekan ruhlar tarafından tutuluyor, topraklanma veriliyor hissi vardı.


(internetten eski bir fotografini buldum.)

Yerimi seçip oturdum. Önce insanlar yavaş yavaş geldiler. Sonra da şamanımız, yanında 4 kişiyle birlikte belirdi. Venezuella'lı, 30'lu yaşlarında, bembeyaz giyinmiş, aurası da beyaz parlayan, meleksi enerjide bir kadındı. Seremoni akşam 7'de başlayacak ve sabah 1'de sona erecekti.
Bizden 'noble silence', sessizlik sözü aldı. Bütün seremoni boyunca konuşulmayacak ve her ne olursa olsun ses yapılmayacaktı. Sağına ve soluna oturan 4 kişi, meditatif müzisyenlerdi. Gece boyunca Ayahuasca şifa chantinglerini çalıp söyleyerek içsel yolculuğumuza eşlik edeceklerdi. Kubbe, yaşam çiçeğinin kenarlarında yanmakta olan 3 mumla aydınlanıyordu.

Şamanımız, bir kasenin içinde yanan, kutsal bitkilerden çıkan dumanı, uzun bir kartal tüyüyle süpürerek,  auramızı yüzeysel negatif enerjilerden arındırdı.
Şimdiye kadar şifa çemberlerinde alan tutan hep Yuuka ve bendim. Onun için bu seremonide geri planda oturmak ve güvenerek kendimi teslim etmek ilk başta farklı, sonra rahatlatmış hissettirdi. Yapmam gereken hiç bir şey yoktu.

Herkesin sırayla, kısa kelimelerle, ismini, geldiği ülkeyi ve Ayahuasca içmesine sebep olan motivasyonu paylaşmasını istedi. Yirmi beş kişi kadardık. Amerika'lı, Peru'lu, İngiliz, Japon ve bir Türk'tük. Bir kişi, 'hayatımda netlik istiyorum, aklım karışık, ne yapacağımı bilmiyorum' dedikten sonra, çoğunluk bu cümleyi tekrar etti.
Sıra bana geldiğinde, ben her zaman duamda yer verdiğim, arzumu bildirdim:

"Yaratan'ın iradesine teslim olmamda ve kutsal olan varlığımı kabulde, ne direncim varsa, onu saf sevgiye, ışığa, birliğe dönüştürmeye niyet ediyor, ve Ayahuasca Büyük Anne'den bu uğurda yardım diliyorum", dedim.

Bundan başka ne isteyebilirim ki...

Üzeri İnca Sembolleriyle işlenmiş, kemikten bir seremoni bardağına Ayahuasca'yı doldurdu. Sırayla, gidip önünde oturmamızı, bardağı elimize aldığımızda Ayahuasca'nın ruhuna bağlanıp niyetimizi içimizden tekrar etmemizi ve sonra bir dikişte, olmuyorsa, en fazla iki defada içeceği bitirmemizi istedi.

Sıramı beklerken, bütün gün boyunca, defaatle seslendiğim, bağlandığım, yüksek benliğime, rehber ruhlarıma bağlandım ve yardımlarını diledim.
Sıra bana geldi ve gidip şamanın önüne oturdum.
Bardağı göğsüne yaslayarak dua etti ve ellerime uzattı.
Bedenime geçen enerji dalgası yerimde titretti ve "wooow" dememek için kendimi tuttum. Elime bu güne kadar aldığım en güçlü kristalden kat ve kat kuvvetli bir enerjiydi. Kırmızı, kekremsi kokulu, tortulu bir içecekti. Kendime gelip gözlerimi kapattım. AYAHUASCA ANNE dediğimde, pembe ve yeşil, iki renkli bir enerji beni sarıp sarmaladı.
Niyetimi, tüm kalbimle hissederek yineledim. Bardağı havaya kaldırıp, "Hayat için" diyerek, bir dikişte içtim. Ağzım ve midem bu yeni ve sert tadı kabul etmeye çalışırken, etrafımı saran pembe ve yeşil enerji karnıma indi. Artık hem fiziksel hem enerji olarak içimdeydi. Karnımın ortasında sert bir top gibi hareketsizce durdu.

Yerime döndüm. Saniyeler içinde fiziksel değişim başladı. Hafif karın ağrısı, hafif bulantı, hafif üşüme. Her kesin Ayahuasca'yı içmesinden sonra mumlar söndürüldü. Artık zifiri karanlıkta ve sessizlikteydik.

İçtikten saniyeler sonra istifra edenler oldu.

Ayahuasca, insanın bilinciyle çalışmaya başlamadan evvel, bedendeki zehirleri toplayıp, istifra, ve ya ishal olarak dışarıya attırıyor. Aceleyle dışarı, tuvalete koşturanlar oldu.
Mide bulantısı, karnımdan başıma doğru, uyuştururan ve yakan sıcak bir enerjiyle birlikte yükselmeye başladı. Sarhoş oldum. Henüz vizyon yoktu. Ölüme doğru yaklaştığım sezgisi vardı. Şükrettim. "Yaratanım, sana teslimim. Eğer son nefesimi vermemse isteğin, şimdi veririm. Tamamlanmamış hiç bir şey bırakmadım geride", diye dua ettim. Şükrettim beni böyle büyük bir öğretmenle karşılaştırdığı ve böyle büyük bir sınavla sınadığı için.

Ayahuasca anneye şükrettim, şükrettim, şükrettim. Karnımdaki pembe enerjinin Ayahuasca olduğunu, yeşil enerjinin Chakruna - Dmt olduğunu şimdi anlıyorum.
Yeşil enerji ve pembe enerjinin ortasında altın rengi enerji patlayarak açıldı. Bu Dmt'nin salınımı olmalıydı. O sıra müzik başladı. Şamanın sesi bir meleğin sesi gibi geliyordu. Farkettim ki artık bedenim benim kontrolüm dışında hareket ediyordu. Şarkıyla birlikte dansetmeye başladım. Ellerim, parmaklarım, boynum, iki yeşil yılan gibi dansetmeye başladı. Ve dansederken , ani, sert, ummadık hareketlerle odanın merkezine doğru, bedenimden çıkan enerjileri atmaya başladım. Mide bulantım giderek azaldı. Ağzım yırtılıcasına defalarca esnedim, gözlerimden yaşlar aka aka. 

Sonra midemde açılan altın enerji tüm bedenimi sarsarak 3. Gözüme, alnımın ortasına geldi. Fizik dünyanın ötesinde açtım gözlerimi.

Bu noktadan sonra anlatacaklarım Ayahuasca'nın bana gösterdikleri. Yalnız, bu dünyaya ait olmayan bu görüntüleri, dünya boyutunun sınırlı dil olanaklarıyla, kelimelerle olduğu gibi anlatabilmem mümkün olmayacaktır. Belki bir nebze esansını aktarabilirim. Renklerin canlılığını, değişkenliğini, keskinliğini, anlatamam.

Parlament mavisi pelerin giymiş, kapişonunu kafasına geçirmiş, beyaz sakallı,  kör bir adam gördüm. Bilge adammış O. Neden göremiyorsun, diye sordum.
Görüyorum, dedi; asıl sen göremiyorsun.

Bir el hareketiyle beni çekti, bedenimden çıkarttı, kendi 3. Gözünün içine soktu.
Sonra görmeye başladım.
Bir Maya piramiti gördüm tam önümde. Tırmanmaya başladım. Ama ben tırmandıkça basamaklar çoğaldı, ayağımın altımdan kayıp gitti. Yukarı doğru koşturdum. Bir taraftan odadaki müziği duyuyor, ne yapmakta olduğumu biliyor, bir taraftan da başka bir gerçekliğin içinde mücadele veriyordum. Karanlık bulutlar çöküverdi. Her yer karanlık oldu, piramit kayboldu.
Öldüğümü bildim. Bilincimin çok ufak bir kırıntısı odayı ve seremoniyi hatırlıyordu; çok daha büyük bir bölümü kim olduğumu, nerede olduğumu unutmuştu. Derinlerde bir yerde, bana bahşedilmiş olduğunu bildiğim beyaz ışığı gördüm. Bu küçük ışık kalbimin merkeziydi.
Sesli sesli konuşarak (gerçekten ses yaptım mı bilmiyorum), şunu ilan ettim:

En karanlık olan karanlıkta dahi, kim olduğumu biliyorum
En karanlık olan karanlıkta dahi, kim olduğumu biliyorum
En karanlık olan karanlıkta dahi, kim olduğumu biliyorum

Ben Yaratan'ın ışığıyım
Ben Yaratan'ın sevgisiyim
Ben Yaratan'ın merhametiyim

Sonra karanlıkta, iblislerin, şeytanların, türlü türlü yaratıkların yüzlerini görmeye  başladım. Hepsi benim savaşmamı istiyordu.
"Savaş benimle" dediler.

Elime kılıç vermek istediler.

Işığıma tutundum.
Tekrar tekrar söyledim:

Ben Yaratan'ın ışığıyım
Ben Yaratan'ın sevgisiyim
Ben Yaratan'ın merhametiyim

Yaratanın sonsuz sevgisi kalbimden sel olup taşmaya başladı. Savaşmamı isteyen bu varlıklar belki benim benlerimdi, egomun parçalarıydı, gelmiş geçmiş tüm yaşamlarımda savaştığım düşmanlarımdı, ve aynı zamanda gerçekten cehennemin ev sahipleriydi. Kalbimden akansa sevgi ve merhametti.
Hüngür hüngür ağlayarak yürüdüm. Bu ağlama onların acısını, nefretini, kederini hissedişimdendi.

Ölmüştüm ve cehennemden geçiyordum. Özüme, ışığa gidebilmem için, buradan geçmem gerekliydi.

Onlara acımıyordum. Onların körlüğüne ağlıyordum. Onlar için iyi dileklerde bulunuyordum. Bir gün sizde göreceksiniz diyordum. Belki 3 saat kadar bu cehennemin içinde ilerledim.
Elimden tutan, çeken, kurtaran yoktu. Bu yol, benim tek başıma yürümem gereken bir yoldu.

Yürürken yürürken, yüzer oldum, uçar oldum. Danseder gibi süzülür oldum. Dalganın ta kendisi oldum.

Bu bilgiyi sindirdim:

"Hayat evrensel enerjinin dansıdır. Bu dansı bilmeyen ölmeyi de bilemez. Çünkü ölüm ve sonrası da danstır."

Sonunda ışığa vardım. Koruyucu meleklerim ellerimden tutarak karşıladılar. Aşağıya baktığımda, boyutları birbirinden ayıran, zar, ya da kılıf gibi, örülmüş bir enerji ağı gördüm. Bütün o karanlığı, orada, olduğu yerde tutuyordu. Bir süre daha ağladım. Bu mutluluk muydu?

Yoksa hala onların üzüntüsüne mi ağlıyordum?

Belki ikisi birden.
Kederi ve sevinci aynı anda yaşıyordum.

Sonra bu ağlayış değişik bir fiziksel acıya  ve aynı anda hazza bıraktı yerini.
Doğuruyordum...
Odadaki varlığımı fiziksel acı yüzünden hatırladım. Müziği duymaya başladım. Doğum tüm gerçekliğiyle devam ediyordu. Kasılmaların arasında, güçsüz kollarımı kaldırıp sakallarıma dokundum.
...ama nasıl?, diyebildim.

Bir gülme geldi bu ilahi şakaya. Gülerken kasılma birden artıveriyor, can acısıyla ağlıyorum, sonra dinince yeniden gülüyorum ve bir taraftan da yükselen seksüel bir haz hissi var. Sonunda zorlu bir ıkınmayla karnımdaki o büyük küreyi çıkartıyorum. Dünya çıkıyor içimden. Cennet gibi bir Dünya. Üstündeki bütün varlıklar birbirine ilahi sevgiyle bağlı, hiç kimse hiç kimsenin canını acıtmıyor. Dünya tüm zehirlerinden arınmış. Işıl ışıl, pırıl pırıl.

Yine cennetteyim... Tırmanan seksüel enerji omurgamı delercesine yükseliyor. Yine odadayım... Gözlerim, öyle hissediyorum ki 180 derece içe dönmüş, dilim geri dönmüş boğazımı neredeyse tıkayacak bir pozisyonda beynime içeriden baskı yapıyor. Ellerim, kollarım havada bir birlerine dolanmış, kenetlenmiş, değişik bir mudra halinde. Bunun kundalininin yükselişi olduğunu biliyorum. Taç çakramdan aşağıya, bütün zerrelerime yayılan haz var. Sonra birden tüm bedenimin kontrolünü geri kazanıyorum ve yorgunca yer yatağına yığılıyorum.
Sanırım bu 5 saat süren bir yolculuktu.

Seremoninin belki son saatiydi. Ayahuasca Anneyle daha bilinçli iletişim kurabildim. Ona sordum:
"Ayahuasca Annem. Bu benim görevim; senin kutsallığını, gücünü, kudretini anlatmalıyım. Seni insanlara nasıl anlatmamı istersin?"

Böyle dedi Ayahuasca Anne:

"Ben seni şifalandırmıyorum. Ben sana, seni yansıtıyorum ki göresin, bilesin, yaptığın tüm seçimlerin seni getirdiği son durumu... Dilersen sana gelecek olasılıklarını da gösterebilirim. Şu anda yürümekte olduğun yolun seni nereye vardıracağını, ve değişik seçimlerde bulunursan nereye varacağını... Ben geçmişinin, bu anının ve geleceğinin aynasıyım. Seçim senin"

O an yaptığım işi, şifacılığı, rehberliği daha iyi anladım. Şimdiye kadar aracılığımla şifa bulmuş birileri var idiyse, onlar kendilerini şifalandırmışlardı.

Birden Ayahuasca annenin içinde beni, benim içimde Ayahuasca Anne'yi gördüm.

Ben Benim
Ben Kutsal Benim.

Yine yaşlar süzüldü gözlerimden.

Bir süre sonra yeni bir şey istedim:

"Ayahuasca Annem, beni, bu dünyanın dışından gelmiş, insanlığın dönüşümüne ve yükselişine hizmet eden, zeki ve sevgi dolu varlıklarla buluşturur musun?"

Ve vücudumun kontrolünü bir kere daha kaybettim. İki elim kalbimin önünde birleşti ve yukarı doğru dalgalanarak yükseldi. Boynum geri yattı, üçüncü gözüm göğe döndü. Frekansım yükseldi, yükseldi...
Kedi yüzlü, insan bedenli bir varlıkla buluştum. Ellerimi tuttu.
"Biz Sirius A gezegeninden geldik. Işık yolunu sizlerle paylaşmak için buradayız", dedi.

Aynı şey oluverdi. Ona bakarken kendimi gördüm. Kendim de de onu.

Sonrasını hatırlamıyorum. Bir süre sonra kendimi, oturduğum yerde zevkle müziğe dansederken buldum.

Ayahuasca anneden son bir istekte bulundum:

"  Bu yolculukta çok şey yaşadım. Lütfen yarın uyandığımda hatırlamama yardımcı olur musun ?"

Hatırlamam gerektiği kadarını hatırlayacağımı sezdim. Şükrettim.

Seremoninin sonu gelmişti. Mumlar yakıldı. Müzisyenler ve şaman da ayahuasca içmişlerdi.

Müzisyenlerden biri aldığı şu mesajı bizlerle paylaştı:

"Ruhani olmanın, kaç kutsal geometri dövmesi yaptırdığınızla ilgisi yok,
Hangi kutsal tapınakları ziyatet edip fotoğrafladığınızla ilgisi yok,
Ayahuaska'yı kaç kere içtiğinizle, kaç farklı kutsal ilaç denediğinizle ilgisi yok,
Hangi mantraları ezberlediğiniz ve ne kadar hızlı okuduğunuzla ilgisi yok,
Bir yoga pozisyonunu ne kadar mükemmel yapacağınızla ilgisi yok,
Hangi meditasyonla, hangi Tanrı'ya ve Tanrıça'ya bağlanacağınızla ilgisi yok,

Ruhani olmak, bütün varlıklar olarak bir büyük aile olduğumuzun farkında olmak; baktığımız her varlıkta kendimizi görebilmek, bütün varoluşu kendimizde görebilmek ve sevgi ile saygı ile, bir aile olarak, BİR olarak, kardeşçe yaşayabilmek...
Bir aileyiz; BİRİZ"

Bu mesaj getirdiği enerjiyle, hepimizin kalbine ve aklına dokundu.

Yaşam çiçeğinin üstünde yanan 3 mumun ışığında, yere konulan çeşit çeşit meyvaların etrafında oturduk. Bir kutlama, bolluk ve bereket hissi duyduk.
6 saat boyunca kendi karanlığı ve ışığıyla yüzleşmiş insanlar, şimdi fiziksel dünyada olduklarını hatırlıyor, birbirlerinin, sırtına, omzuna, dizine, anlayış ve sevgiyle dokunuyor, birbirlerine gülümsüyordu.
Bazı kimseler seremoni boyunca uyuyup kalmış, ben neredeyim, burası neresi , gibi bir hisle bakıyordu. Bazıları, bu mu yani(?) , der gibi bakıyordu, bazıları heyecanla yaşadıklarını yanındakilere anlatıyordu. Şükranla sessizce oturdum. O gün oruç tutmuştum. Meyvalar lezizdi. Yaratan'a, Gaia Anne'ye, Ayahuasca Büyük Anne'ye tekrar tekrar şükrettim.

Sonra şamanımız ayrıldı, ve her kes seremoni boyunca oturduğu yer yatağında uyudu.

Sabah 7 de her kes ayrılmıştı. Tek başıma kalmıştım. Tapınağı temizledim, pencereleri açıp havalandırdım, arındırdım. Şükran hissimi fiziksel olarak da ifade edebilmiş olmanın mutluluğunu yaşadım. Yaşam çiçeğinin üstünde bağdaş kurup meditasyon yaptım. Kahvaltımı da meyvalarla edip Vamoss Türk Evinin, samimi, sevgi dolu havasına döndüm.
Duş aldım. Derimin üstünden yapışkan bir sıvı temizlendi ; gece boyunca bedenimin attığı zehirdi. Gözle görmek mümkün değildi ama elle dokunduğumda hissedebildim. Sanki bedenimi kaplayan bir kozadan çıkmıştım.

Bu gün seremoniden sonraki 3. Günüm. Hala diyetteyim. Ayahuasca'nın enerjisini hala bedenimde hissedebiliyorum. Dün birden bire, yolda yürürken, sağ akciğerim ve sırtım, bıçak giriyormuşçasına sancılandı. Sağ akciğerimden bir blokaj enerjisi serbest kalıverdi ve rahatladım.

Ayahuasca'nın aynasında gördüklerimi sindirdikçe, fiziksel, duygusal, akılsal, ruhsal şifam ilerleyecek.

Bu uzun yazının sonuna gelirken yine naçizane bir iki uyarı ve tavsiyede bulunmak istiyorum. Fiziken ve ya ruhen genç olan arkadaşlarımızın bu yazıyı okuyup, Ayahuasca'yı uyuşturucu olarak değerlendirmelerini istemem.
Ayahuasca, Huachuma, Peyote, DMT, Mantar, Marihuana gibi kutsal ilaçlar, bu dünyada insanların merakına cevap vermek için bulunmuyorlar. Bu ilaçları bütünün hayrına, kendini bilmek ve şifalandırmak niyeti dışında, bir eğlence ya da kaçış aracı olarak kullanan insanlar ciddi akıl ve ruh bozukluklarına düşebilir.  Bu kutsal ilaçların ruhları bilgedir ve özgür iradenize saygılıdır. Bir akıl hastalığına ve bağımlılığa düşmeniz seçiminiz ise, buna da saygı gösterir, izin verirler. Bilgece seçin. Ne bu kutsal ruhların, ne  kristallerinizin, ne de şifacıların bağımlısı olmayın. Aynaya değil, aynada gördüğünüze aşık olun. Bu sizsiniz. Aydınlığınız ve karanlığınızla bir bütünsünüz. Bütün olmak, şifanızdır.

Ayahuasca ve ya Huachuma ile tanışacaksanız, benim ve ya bir başkasının anlattığı deneyimleri kendinize kıstas olarak almayın. Bu ruhlar ile ne derece derin iletişim ve etkileşim kurabileceğiniz sizin bilinç frekansınıza ve içtenliğinize bağlı. İçtenliğinizi kendinize ve o ruhlara gösterin. Kendinizi bu buluşmaya meditasyon, dua, diyet ile hazırlayın. Turistik bir yolculuğun son macerası, yapılacaklar listesindeki bir madde olarak görmeyin.

Huachuma'nın tek başına  içilmesini her kese tavsiye etmem.
Ayahuasca'nın tek başına içilmesini ise hiç kimseye tavsiye etmem.

Uyanışın yalnızca böyle ilaçlar ile mümkün olabileceği yanılgısına düşmeyin. Meditasyon, kendine bakma, gözlemleme ve kendini bilme sanatıdır. Şifanın ve aydınlanışın yoludur. Oldu ki ilahi plan bu kutsal ilaçları karşınıza çıkardı ve kalbinizden gelen bir çağrı ve mutluluk duydunuz, o zaman size uzatılan bu evrensel yardım elini şükranla tutun. Kalbinizdeki çağrıyı onurlandırın ve gerekiyorsa o eli tutmak için binlerce kilometre yol gidin.

Bütün varlıklar evrenden gelen müziği duysun; dansedercesine yaşasın, dansedercesine ölsün, dansedercesine ölümün ötesine yol alsın!
Bütün varlıklar, kutsallıklarına, sonsuzluklarına, Birliğe uyansın!
Ve kalbimde gördüğüm öyledir.
Ve gelecekte gördüğüm öyledir.
Şükürler olsun.

Ayahuasca Annem beni bir kere daha çağırıyor. Ayna çok büyük ve bir defada her şeyi görmek, anlamak, sindirmek mümkün olmuyor.  Bir iki gün içinde Yuuka ilk Ayahuasca seremomisine katılacak.
Dört gün sonra da ben ikinci seremonime katılacağım.

Uzaktan görü seansları vermeye, bu inziva nedeniyle 1 aylığına ara verdim.

Anlatılacak daha ne çok şey var.
Bir sonraki blog yazımda tırmandığımız 4300 metredeki Pitusiray dağı var...
---



Bu blog sayfasını ilk kez bu yazı vesilesiyle ziyaret ediyorsanız "Nedir" sayfasına göz atmanızı tavsiye ederim.

Uzaktan görü şifa seansımızla ilgileniyorsanız, Heaven Earth Şifahane Blogumuzda, seanslar sayfasına göz atmanızı tavsiye ederim. ( http://yuuka-and-wings.blogspot.com/?m=1 )

Mucizeye yolculuk blog yazılarının dilediğiniz kadarını sosyal medyada paylaşmakta özgür hissedin. Bu blogun amacı ilham kaynağı olmak.

Mucizeye yolculuk blog yazılarının bir bölümünü ya da tamamını bir dergi ve ya kitapta yayınlamaksa isteğiniz bana email yolu ile ulaşabilirsiniz.
strongwings121212@gmail.com

Mucizeye yolculuğumuzu maddi manevi desteklemek istiyorsanız, yine aynı email adresiyle ulaşabilirsiniz.

Koşulsuz Sevgiyle
























Thursday, 29 June 2017

18 Galaktik kardeşlerimizle buluşma, Amantani Adası, Titicaca Gölü, Peru

Yolculuk esnek olmayı gerektiriyor. Duşun suyu sıcak akmayabilir. Yemek tam istediğiniz gibi olmayabilir. Otobüsteki koltuğunuz arızalı olduğu için yatmayabilir. Kahvenize istemediğiniz halde şeker katılmış olabilir. O yöne gitmeye karar verdiniz ama bu yönün kapıları açılmış olabilir. İki sırt çantanızdan birini kaybetmiş olabilirsiniz.
Hiçbirinin rastlantısal olmadığını, hepsinin, sizin ve bütünün hayrına bir nedenle olduğunu düşünmek, o nedeni sezemeseniz dahi şükretmek, yolculuğu  ve hayatı akışta yaşamanın altın kuralı olmalı.

Kabul ve şükür...

Daha önceki blog yazılarını okumuş olanlarınız hatırlayacaklar; Bolivya'nın Sucre kentinde, bagajı açık giden taksiden düşmek suretiyle benim emektar ve de yoldaş kamp çantam kaybolmuştu.

Kayıp çanta yüzünden cezalandırılmayan, üstüne üstük Yuuka'dan koşulsuz sevgi gören iç çocuğum şifalanmaya başlamıştı.

Sonunda, " zaten çok eşyamız varmış" deyip sevinmiştik bile.

Çanta nasıl bir mucizeyle kaybolduysa daha büyük bir mucizeyle geri döndü. Hikaye uzun. Özetiyle, biri çantayı yolun ortasında bulur; çantada değerli bir şey olmadığını anlar; şamanik eşyalardan ve enerjiden de huylanır; ismimizi, soy ismimizi eski pasaportlarımızdan okur, facebookta bizi ekler; alın bu çantanızı benden der; tam da yeni tanıştığımız Güneş Adası sakini Martin'in eli uzaklardaki Sucre'ye ve çantamıza kadar uzanır, ve bir solukta çantayı bize getirir.

Bulan da, getirende makul bir ödül aldı.
Bulana da getirene de Yaratan'ın eli oldukları için şükrettik.
Yaratan, iç çamaşır ve kristallerimizi bize bağışladı. Dedi ki, 2 çift çamaşırınız var, o da olmasa çıplak kalacaksınız; çantanın kaybı ve geri dönüşü daha önemli amaçlara ve derin bir şifaya sebep oldu; başka kimseler de sınavlarını oldu. Alın çamaşırınızı giyin!

Daha kimbilir bilmediğimiz ne fiziksel olaylara, ne duyguların doğuşuna hizmet etti. Ne uzunlukta bir domino devrildi de son taş olarak bize döndü...

Bu çanta, gemilerde çalıştığım, 7-8 sene evvel, Panama'da da kaybolmuş ve 3 ay sonra yolunu bulup bana geri dönmüştü. Tabii mucize çantada değil, ama aramızda yadsınamayacak bir dostluk da var.
O da evrimini gemici çantasından gezgin çantasına doğru geçiriyor.

Bu yazıyı yukarıdaki son cümleye kadar yazıp yatmıştım. Ertesi sabahında, gördüğüm bir rüyadan aldığım bilişle uyandım ve o bilgiyi tek gözüm açık, Yuuka'yla paylaştım.

"Yuuka, hatırlıyorsun değil mi, 5 sene önce seninle evlenmeye Japonya'ya gelecekken uçağı kaçırmıştım... Sonra, cebimdeki son parayla akşam uçağına bilet almış ve Japonya'ya parasız varmıştım."

"Başka türlü olamazmış! Sabah uçağını kaçırmasaymışım, çok aksi bir chek-in personeli, bana Türkiye dönüş biletim olmadığı için biniş kartı vermeyecekmiş. Ve ben şok, şaşkınlık ve üzüntüyle geri dönecekmişim."

"Oysa uçağı kaçırınca, o panikle, çay içip dinlenen 2 Havayolu personeliyle tanışmış, onlara "Evlenmeye gidiyorum, lütfen bana yardım edin! ", demiştim. Akşam, check in vakti geldiğinde o personel bana, dönüş biletim olmadan uçağa binmeme göz yummuştu."

Bu iki kişiyle tanışıp, fiziksel imkansızlığı aşabilmem için geç kalmama sebep verilmişti.

"O uçağa o gün binmeseydim çok farklı şeyler olacaktı...
Şükürler olsun"

Yatakta doğrulup Maya'ya ve Yuuka'ya baktım. Şükrettim.
Pencereden baktım ve Amantani Adası'nı yeni aydınlatmaya başlayan Güneş'i gördüm.
Şükrettim.
Bu sabah nerede olurdum...(?)
Gözlerime yansıyan manzara ne olurdu...(?)

----
PERU

Bolivya'ya veda ettik ve Peru'ya kara yoluyla girdik. Bu defa Titicaca Gölü'nün öbür ucuna, Puno şehrine gittik.

Amacımız, Puno'da erzak depolamak ve 3-4 günlüğüne Amantani Adası'na gitmekti.

Bu fırsatta, Ernesto Aliaga ismindeki, Cusco'da yaşadığını zannettiğimiz, Türkiye'li dostlarımızı Ayahuasca turlarında rehberlik etmiş, kendisi de şaman olan bir kimseyle facebooktan iletişime geçtim.
"Cusco'ya geldiğimizde tanışalım", demek istemiştim.

"Bu akşam buluşalım. Ben Puno'da yaşıyorum", dedi.

17 Haziran gecesi, 40 dakika süren kısa bir buluşmamız oldu. Gözlerimize derin derin bakan ve  o bakışıyla geçmiş hayatlarımızdan olan bağlantımızı anımsatan, kozmik şaman demek istediğim Ernesto Aliaga,  bizi 21 haziran günü yapacağı Gündönümü seremonilerine katılıp, davul ve çanaklarımızı çalmaya, evrenin ışığını onunla birlikte sese çevirmeye davet etti.
Bu buluşma, bu kavuşma, bu davet, hayatımız boyunca yaptığımız bütün seçimlerin sonuçlarının, bizi sonunda getirdiği noktaydı. Fiziksel olarak yeni tanışmıştık ama varlığımızın derinliklerinde tanıdıklık vardı.

Bu kafeterya buluşmasının sonunda, bizi evine davet etti. Enstrümanlarımızın birbirine ne kadar uyumlu olduğunu görelim, kısa bir prova yapalım diye...

Ernesto kristal çanakları çalarken Hathor ve Lemoria'lı ışık varlıklarına bağlanarak, onların yüksek bilinç enerjilerine kanallık yapıyordu. Biz de davul, rattle, ve tibet çanaklarıyla katıldığımızda yüksek enerjilere daha kuvvetli bir topraklanma sunduk. 1 saat kadar trans halinde çaldık söyledik ve gözlerimiz yaşlar içinde bitirdik.
Hala öfkeli olan bir gurup İnka ruhu gelmiş, arınmış, öze dönmüştü. İlahi, koşulsuz sevgi enerjisi evi ve çevre blokları içine almıştı.
Kuvvetle sarıldık birbirimize.



21 Haziran gelene dek, 3 gün Amantani Adası'nda kalacak, adadaki Pachamama ve Pachatata kutsal mekanlarında, Yeryüzü Anne-Babamıza şükran sunuşlarımızı yapacaktık.
Ernesto, bize Amantani'deki bir dost ailenin adresini verip, onlara gitmemizi tavsiye etti.
Başka dostlarıyla da buluşmamızı tavsiye etti.

Bu dostları, adada yaptıkları her seremonide, kendilerine uzay gemilerini (Ufo) gösteren, gölün altında kristal bir şehirde yaşayan, uzaylı ve Agarthalı ışık varlıklarıydı.

Biliyorum, bazılarınız kaşlarını kaldırarak okumaya başladı. Kaşınız öyle kalsın, kalbiniz açık okumaya devam edin lütfen. Hiç bir şey kaybetmeyeceğinize söz veririm. 😊

İçimizden dedik ki, 'İşte bu! Biz de bu teması düşlüyorduk'.

Bu ilk buluşmamız olmayacaktı. Yuuka da , ben de henüz birlikte olmadığımız senelerde ayrı ayrı ve birlikteliğimiz süresince de bir kaç defa böyle karşılaşmalar- buluşma-kavuşmalar yaşamıştık. Konuya girmeden evvel temel bir 'İlk Temas' bilgisi sunmam iyi gelebilir.

Bir önceki blog yazımda kısaca ışık ve karanlık güçlere değinmiş, bir tarafın insanlığı uyku halinde tutmak için uğraş  verdiğinden, diğer tarafın insanlığın uyanışına yardımlarda bulunduğundan bahsetmiştim. Bu büyük uyanışın en son basamağında yeryüzüne inip, insanlıkla el sıkışacak olan galaktik birliği görmemiz kuvvetli ihtimal. Onların bu koca alemde nasıl parasız yaşayabildiklerini, bir dinleri olmadığı halde nasıl Tanrıyla her an iletişim halinde olduklarını, petrol yakmadan nasıl evrenin bir ucundan diğerine ulaşabildiklerini, istedikleri her maddeyi sonsuz evrensel enerjiyi kullanarak kopyalayabildiklerini, ilaç kullanmadan nasıl sağlıklı ve genç kalabildiklerini ve daha nice ilginç şeyi insanlık olarak ağzımız açık izleyip, bize de öğretin diyeceğimiz vakit çok uzak değil. İnsanlığın, bu yüksek uygarlıkların, atmosferimizdeki varlığından habersiz kalması için, karanlık gurup son yüz yıl boyunca çok çalıştı. Baktılar bilgiyi tutmak imkansız, kirletmeye çalıştılar. Bu konuyu akıl rahatsızlığı olan çok saf insanlar konuşurmuş gibi hava yarattılar. Bu da artık işe yaramaz olunca, onlara 'istilacılar' diyerek korku yaydılar. (Basında, 'bu Ufo görüntülerinin artması bir istilaya mı işaret?', diye başlıklar görmek mümkün.)
Bu da işe yaramayınca 'onlar kurtarıcılarımız, bize yeni bir din getiriyorlar' deyip, kendi yarattıkları yeni bir din sistemini tanıtıp evrensel uyanış yolunu kirletme planına başvurma noktasına geldiler. 
Öte yandan, bu gelişmiş uygarlıklar toplu insanlık bilincinin kendileriyle açık temasa geçme olayına hazır olmasını bekliyor ve yaptıkları ufak temaslarla, biz buradayız, doğru zamanı bekliyoruz mesajını veriyorlar. Sonsuz olasılıkların hesabını yapabilen bu varlıklar, insanlığın ve bütünün hayrını gözettikleri için vaktinden önce bu büyük temasa kalkışmıyorlar.

On yaşlarındaydım. İstanbul'un Merter Semtinde, yüksek bir binanın 7. katında yaşıyorduk.
Bir gece bir kaç Ufo,  penceremizin hizasında, belki bir kaç km ötemizde dakikalarca havada asılı kalmış, çeşitli renkler göstermişlerdi. Ailece ışıkları söndürerek izlemiştik. Benim için büyüleyiciydi.  Ailem unutmuş olabilir ama ben hiç unutmadım. Seneler sonra bunu, Haktan Akdoğan'ın bir röportajından 1990' lar Merter vakası olarak duydum.

Kıbrıs'da, Denizcilik Fakültesi'nde ki ilk senemde, sıkıntılı ve korkmuş bir gecemde, kaldığım yurt binasının çatışına tırmanmış ve gökyüzünü izlerken kalbime huzur aklıma rahatlama veren bir Ufo görmüş. Bende bıraktığı hisler için ona teşekkür etmiştim.

Gemide çalıştığım yıllarda, okyanus geçişlerinde karanlık gökyüzünü izlemiş ve kalbimde, yalnız olmadığımı ve insanlık olarak da yalnız olmadığımızı pek çok kez sezmiştim. Hatta uzayın derinliklerinde akrabalarım ve dostlarım olduğunu düşünmüştüm.

Sonra Yuuka ile tanıştık. Tayland'ın Pai ilçesinde, bir gece sönmüş bir kamp ateşi başında, yalnız başımıza otururken birden tüylerim diken diken olmuş ve yarı uzanır olduğum ağaç üstünde doğrulmuştum. His bana abimin geldiğini söylüyordu. Ne abisi? Benim abim doğar doğmaz vefaat etmiş, bir süre sonra da annem bana gebe kalmış.
His çok kuvvetliydi. Gökyüzüne baktım. Bütün gökyüzü kalın bulutlarla kaplıydı.
Yine içimdeki hissi takip ederek, beyaz ışık kanalize ettim. Yuuka'ya baktığımda onunda havaya enerji sembolleri çizdiğini ve yukarıya baktığını gördüm.
"Buradalar", dedi.

Saniyeler sonra, tam üstümüzde bulutlar, belki 1 km çapında, tam dairesel şekilde açıldı. Biri büyük üçgen şekilli olmak üzere, 3-4 tane disk şekilli uzay gemisi bu deliğin üstünde uçuş yaptı. Sağa sola, yukarı, aşağı, ileri geri, ani, keskin hareketlerdi ve çeşitli renklerdeydi. Kalbimdeki mutlulukla ağlamıştım.
Yaklaşık 5 dakika sonra yokoldular ve üstümüzdeki bulutlar yavaş yavaş kapandı.
Yuuka, bu gemilerden birinin rahimindeki henüz 4 aylık olan Maya'ya spesifik bir enerji gönderdiğini,Maya'nın bilincini uyandırdığını söylemişti.

Bu olaydan bir kaç hafta sonra, Malezya'da bir kumsalda yıldızları izlerken kendilerini bir kere daha gösterdiler.

Her karşılaşmamızda mutluluk ve koşulsuz sevgiyi hissettik.

16 Mart 2016 gecesi, Maya'nın doğum gününü kutladığımız, dostlarımız Şenay ve İlker Durmaz'ın evlerinden ayrılıp, evimize doğru dönerken,  Cihangir semasında yaklaşık 20 tane kadar Ufo'nun kozmik dansına, 15 dakika kadar şahitlik ettik ve bu resimleri çektik.



Kalbimizde yine, kutlama vardı.

Bu ön hazırlığı yaptıktan sonra, Amantani'de yaşadığımız deneyimi daha rahat aktarabilirim.

Amantani adasında önce Pachatata kutsal mekanına tırmandık. İlahi Eril Enerji çakrası, yüksek taşlarla çevirilmiş. Ada yerlileri, senede yalnızca bir gün açıyorlarmış kapıyı ve turistlerin girmesine izin vermiyorlarmış. Saygılarını anlamakla birlikte, her varlığın özgürce girip dua edebilmesi, meditasyon yapabilmesi gereken bir kutsal mekanı, bir yeryüzü çakrasını bu şekilde kapatmaya hakları olmadığını hissederek, kurallarını en saygılı şekilde çiğnedim.
Hayatımın 37 senesi bu yolculuğu beklemiş, binlerce km yol gelmişim...

Duvara tırmandım ve arkasına atladım. Adanın en yüksek 2. tepesinde, antik zamanlarda açılmış, kare şeklinde bir alandı bu. Gidip ortasına oturdum. Kimseler yoktu. Yuuka da kapıda Maya ile oturmuş dua ediyordu. İnsanlık adına, hepimiz adına, kendi adımıza, Dünya'nın ve Evren'in ilahi enerjisine şükrettik ve gelen enerjiyi bu çakra aracılığıyla dünyanın kalbine, insanlığın kollektif bilincine demirledik.

Aynı şeyi, Pachamama tepesinde de yaptık. Bu defa tırmanmadan. (Duvar çok daha yüksekti.)

O gece Maya'yı yatırdıktan sonra, Yuuka ile karanlık terasta oturduk ve battaniyelere sarılarak, uzayın derinliklerinden ve dünyanın derinliklerinden gelen yüksek bilinçli, sevgi dolu varlıkları davet ettik.
Bir süre sonra hiçbir şey olmayınca, kilometrelerce yürüyüşümüzün verdiği yorgunlukla, Yuuka oda'ya döndü ve uyudu. Kalbi biliyordu ki, bir çağrı vardı ama o çağrı, o gece benim içindi.

Ben meditasyona, duaya ve içsel çağrıya devam ettim. Tam önümde, referans noktası olarak gördüğüm, görüş açımı ikiye bölen ağacın karanlık silüetinin sol tarafında, hayal edebileceğiniz en parlak gezegen görüntüsünden 3 kat daha geniş ve parlak bir ışık belirdi.
Yandı, söndü, yandı, söndü. Çok uzaktaydı. Ağacın sağ tarafına geçti yavaşça. Hareketsizce orada durdu 10 saniye kadar. Sonra ağacın yine sol tarafına geçti aynı hızla.
İzlerken aklıma fotoğrafını çekmek geldi. Telefonu çıkartıp, resmini çektiğimde küçülmeye başlamıştı. Son anının fotoğrafını çekebildim. Yokoldu. Şükretmekteydim.
Birden telefonun açık olan magnetometre programından abnormal seviye alarmı gelmeye başladı. Sinyal 75 birimden 160 birime kadar yükseldi saniyeler içinde. 160 birimin sesi çok tizdi. Uzakta gördüğüm o Ufo'nun üstüme geldiği belliydi. Telefonun şarjı bitti ve kapandı. Yuksrıda fiziksel olarak hiçbirşey görmedim ama yüksek enerjinin içinde oturup gözlerimi kapattım, dinledim.
Sanki çok uzaklardan gelen bir radyo kanalında şarkı dinliyordum. İçinde çalınan enstrümanlar da isanlığın bilmediği enstrümanlardı. Yüzüklerin Efendisi filmindeki elflerin şarkılarını andırıyordu.

Uyuyakalmışım. Uyanıp , toparlanıp, yatağıma döndüm. Gülümseyerek rüyalara daldım sanırım.

Her bir buluşma bütüne hizmet olsun!

Ertesi gün ada yürüyüşümüzde, Pachatata ve Pachamama arasında, bir boyut kapısı sezdik. İnsanların tırmanamayacağı, tehlikeli bir kayalıktaydı. Ufo ların bu boyut kapısını kullandığını, dağın içinde farklı yükseklikte bilinç frekansları olduğunu sezdik. Eteğinde oturup kapının enerjisiyle bağlanarak evreni dinledik.

Sonunda 21 Mart geldi. Ernesto ile, biri 12:00 öğlen vakti, biri 19:30 akşam vaktinde, dünyanın her yerinde ışık ekimi seremonisini yapan onlarca guruptan biri ve ışık işçileri kollektifinin parçacığı olarak görevimizi yerine getirdik.





Puno'daki ilk günlerimizde ziyaret ettiğimiz Aramu Maru boyut kapısında çektiğimiz fotoğrafları ve kaydettiğimiz ses chanting'ini ise sona saklamak istedim. 1 dakika 1 saniye uzunluğundaki bu ses kaydına yüklenmiş enerji imzası, insanı mekezine getiriyor. Yer-gök bir oluyor.
Lütfen kulaklık ile meditatif olarak, merkezinize demirlenmek niyetiyle dinleyin.

Lütfen dinlemek için tıklayın

                 ARAMU MARU

(Blogu yazmakta olduğum tarihlerde, resimlerimizi sakladığımız telefon suya düştü. Onun için Amantani adasında çektiğimiz fotoğrafları şimdilik yayınlayamıyorum.)

----


Bu blog sayfasını ilk kez bu yazı vesilesiyle ziyaret ediyorsanız "Nedir" sayfasına göz atmanızı tavsiye ederim.

Uzaktan görü şifa seansımızla ilgileniyorsanız, Heaven Earth Şifahane Blogumuzda, seanslar sayfasına göz atmanızı tavsiye ederim. ( http://yuuka-and-wings.blogspot.com/?m=1 )

Mucizeye yolculuk blog yazılarının dilediğiniz kadarını sosyal medyada paylaşmakta özgür hissedin. Bu blogun amacı ilham kaynağı olmak.

Mucizeye yolculuk blog yazılarının bir bölümünü ya da tamamını bir dergi ve ya kitapta yayınlamaksa isteğiniz bana email yolu ile ulaşabilirsiniz.
strongwings121212@gmail.com

Mucizeye yolculuğumuzu maddi manevi desteklemek istiyorsanız, yine aynı email adresiyle ulaşabilirsiniz.

Koşulsuz Sevgiyle


Sunday, 11 June 2017

17. Merkezi kaybetmemek...La paz- Titicaca - Sun Island- Moon Island

 

Yolculuğumuz, varlığımızı ve ruhumuzu besleyerek akmaya devam ediyor.
Bazen çok zorlandığımız oluyor. Her an birlikteyiz. Farklı odalarına kaçıp farklı aktivitelere dalabileceğimiz bir evimiz yok. Nefes alamadığımız da oluyor. 
Kıyafetlerimiz kokmuş da olabiliyor, ıslak da. Bazen üşüdüğümüz ya da çok terlediğimiz, yılan vari yollarda midemizin bulandığı da oluyor.
Kesiklerimiz oluyor; kanadığımız oluyor.

Bunları anlatmamın sebebi aklınızdaki bizimle ilgili imajınızı gerekiyorsa değiştirmenizi istemem. Bizler tamamen aydınlanmış insanlar değiliz. Muhakkak ki sizler gibi o yoldayız. Kimi zaman, sizin gibi pırıl pırıl parlıyoruz. Kimi zaman, sizin gibi karanlığın dibine iniyoruz. Bildiğiniz gibi aydınlanmak denen şey, kendini tanıma, kendini bilme, kendini kabul etme durumu. Tüm kutuplarımızla kendimizi kabul ettiğimizde, birlikle bir oluyoruz ya...O düşüşler olmasa biz kendimizi nasıl bilebilirdik?
Bunu yazmamın bir nedeni de öyle bir gün yaşıyor olmamız. Öyle bir günü yaşarken, yani gölgemizle yüzleşirken kaybolmamak çok önemli. Merkezimizi kaybetmemek önemli.
Merkezimizde; kalbimizde, özümüzden gelen doğrular var: 
Ben Benim. Yaratan'ın sevgisi; ta kendisi. Var ettiğim şeyi olmak adına, şimdi ve burada gözüküyorum- oluyorum. Bu varoluştan doğan kişisel ve dünyasal, belki galaktik ve evrensel de, ödev ve görevlerim ve an ve an yarattığım durumlar var. 
Bilgi Bir'den çıkıp, dallanıp budaklanarak bu boyuta varıyor. Sonunda:
Ben Gökhan. Aile babası, Yuuka'nın ve Maya'nın ve ailesinin sevdiceği. Danışanlarının ışığı. Bu saydıklarım benim öz kimliğim değil; dünyasal kimliğim.
Şu anda yaşadığım duygusal dalgalanma da benim kimliğim değil. Kim olduğumu bulma yolunda, pek çok geçmiş hayat deneyiminde yüklendiğim duygusal yük; kimi atalarımın, kimi insanlığın yükü...
O yükler, merkezimi kaybetmeden yüzleştiğimde Tanrısal bilgeliğe dönüşmekte. Bu dönüşüm beni  güçlü kılmakta. Zaten olduğum Tanrısal Gücü, oldurmakta; bu dünyaya yansıtmakta.

Güçlü demişken... Maya, insani ve Tanrısal güçlerinin farkına varmaya başladı. 8-10 km dağ yürüyüşü yapabiliyor. Artık kucağımıza ya da sırtımıza almamızı istemiyor. Türkçe ve Japonca'yı iyi konuşuyordu; İngilizce konuşmaya başladı. Psişik yeteneklerini güçlendirecek oyunlar oynadığımızda, zaten o yeteneklerinin güçlü olduğunu görüyoruz; O, bu doğal yeteneklerin farkına varmaya başladı.
Hangi ülkeden olursa olsun, kalbi açık olan kişilerin yanına gidip rahatlıkla oyunsal iletişim kuruyor. Olduğu gibi gözükmekten çekinmiyor. Onu izledikçe, biz, kendimizi tutan, saklayan taraflarımızı farkediyor, açılıyoruz. 
Bütün varlıklar Tanrısal Işıklarını ifade etsinler! Dünya böyle aydınlamakta.





---
La Paz

Aşağıdaki fotoğraf La Paz'da sokak pazarından bir kare. Bir ege pazarı gibi, değil mi?

Yeri gelmişken değinmek istediğim bir konu var.
Zeytin, Dünya Ana'nın bedenidir. Dünya Ana'nın bedeni ise bizim bedenimizdir. O'na zarar vermek kendine zarar vermekle eş değerdir. Dünya Ananın bedenine zarar veren varlıklar kendilerini uyandırmak için son dakikalarındadır. Hissediyorum ki onların akılları  bedenlerinden düşmek üzeredir. Bu davranışları onun işaretidir. 
 
La Paz'dan bir sokak sanatı... Binanın bir yüzüne, Güney Amerika'da Pachamama olarak seslenilen, kutsal Dünya Anne'nin, Gaia Anne'nin ilhamla alınıp aktarılmış  bir tasviri çizilmiş. Aynı zamanda, insan bedeninin, dünyanın elementlerinden var edildiğine işaret ediyor.
 


--

La Paz'da interaktif bir oyun alanı. Vardığımız her yeni yerde, ilk aradığımız şey yatacak yer, ikincisi yiyecek yer, üçüncüsü oynayacak alan.
 


La Paz'dayken, sevgili bir dostum, içindeki şifacının uyanması niyetiyle benden bir uzaktan görü seansı taleb etmişti. Ona cevap yazarken, çok kuvvetli bir enerji gelip varlığımı titretmiş, yazıya da özetle şu şekilde dökülmüştü: 

 "Korku ya da suçluluk nedeniyle bastırdığınız şifacı artık uyansın!


Kendini ve karşılaştığı tüm varlıkları koşulsuz sevgi ve merhametle şifalandırmaya gücü olan öz varlığınız uyansın!


Dünya'ya ve insanlığa sevgi sunuşum ve ruhani sorumluluğum olarak Güneş Adası ve Ay Adası'ndan enerji aktarımı yapacağım.


İlki Güneş Adası, Şaman Davulu, 4 Haziran, Pazar, 16:44

İkincisi Ay Adası, singing bowl,  9 Haziran, 21:44 (dolunay gecesi)


Mesajı alışım ve Facebook etkinlik sayfasını açışım bir oldu. Etki ve sonuçlarını hesaplamadan, yalnızca kalbime doğan kuvvetli rehberliğe güvenerek açtığım etkinlik sayfasına, ruhani çağrıyı alan çok kişi katıldı.


Mesajın etkisi üstümden gelip geçtikten sonra, katılımcıların hızla artışını görünce, insansı bir sorumluluk stresi geldi. 

"Zamanında varabilecek miyim?

Açık havada yapacağım bu enerji aktarımına hava şartları izin verecek mi?

Ya çok turist varsa... Ya Güneş Mabedinde bu seremoniyi yapmama izin vermezlerse...

Ya gitmemize engel çıkarsa, olur ya, yol bu..."


Merkezimi hatırladığımda, her zamanki gibi rahatladım. Bashar'ın dediği gibi, "Kalbinden geçen isteği beklentisizce takip etmektir akışın sırrı".

İlk adımı attım ve Yaratan'a sığındım. Ne olacaksa olacak... Her şey tam vaktinde...

Bu inanç insanı dinginleştiriyor.


Kutsal Titicaca'ya doğru yola çıktık.

---
Titicaca - Copacabana

Dünya Anne'nin sakral çakrası olan Titicaca'nın Bolivya yakasındaki, Copacabana kasabısına, bahsini ettiğim yılanvari dağ yollarından geçerek vardık. Önünde indirildiğimiz belediye binasının merdivenlerine Maya istifra etti. Yuuka ve ben, kendimizi tutmayı başardık. Yakıcı bir sıcak; yaz sanırsınız. Beş on metre yürüdükten sonra gördüğümüz ilk hostel'e girdik. Bir defada yerimizi bulmuş olduk. Hem yemeğimizi yapabileceğimiz mutfağı vardı,  hem de çift kişilik odası 20 Tl fiyatındaydı. Gerçi en ufak sallantıda yıkılacak gibi gözüküyordu ama böyle bir kaza da ölmekle ilgili korkumuz hiç olmadığından, ihtimalin sıfır olduğuna inancımızla, binanın durumuna aldırmadık.
Yolda tanıştığımız bir Rus gezgin de, " korkmuyorum, o halde tehlike yoktur" demişti.

Çantalarımızı bırakıp, uzun zamandır beklediğimiz o anı yaşamak üzere, göl kenarına yürüdük.

Bizi bu İnca bekçileri karşıladı. Biri Güneş Adası'nın bekçisi, diğeri Ay Adası'nın bekçisiydi.
 
"Dur yabancı! Bu çizginin ötesinde kutsal Titicaca Anne var. Bil ve saygı göster!"

- Biz Pachamama'ya olan aşkımızla buradayız. Onun her parçasına saygımız sonsuz. Görevimiz var. İzin verin geçelim.

Bu konuşmalar fiziksel olarak olmadıysa da, boyut olarak heykellerin çok ötesinde, gölün kutsal bekçilerinin iznini aldığımızı hissettim.

Titicaca'nın kutsayışını almak üzere soğuk suya dokundum, kafamı ıslattım.
Yine o tanıdıklık hissini duydum. Sanki Titicaca, evine hoşgeldin diyordu. İçime müthiş bir mutluluk doldu.

(Güneş Adası bekçisinin asasının ucunda Pineal Gland'ı sembolize eden kozalak figürü vardı)
 

Adalara geçmeden evvel 4 gün burada kaldık. İlk gün aşağıda resmini göreceğiniz bu katedrali ziyaret ettik.
Katedralin bahçesi bir yer yüzü vorteksinin üzerinde.
Bahçenin zeminine taşlarla kusursuz bir geometri resmedilmiş. Bu devasa geometrik şeklin, bu yeryüzü vorteksinin enerjisini tutmak- kapatmak maksadıyla yapıldığını (1988) anladık. İçimize umut ve ışık veren  anlayışımız ise, bu kara büyü çalışmasının ışık güçleri tarafından bozulduğu ve tersine çevrildiği, vorteksin gücüne güç kattığı oldu. ( Uzun süredir insanlığın uyanışana engel olmaya çalışan, büyü ve ileri teknolojileri kullanan bazı karanlık güçler var. İnsanlığın Dna'sını aktive eden, bilincini yükselten kozmik enerjileri, kurdukları enerji ağlarıyla blokaj etmeye çalışıyorlar. 
Bir de koşulsuz sevgisiyle insanlığın uyanışana rehberlik ve yardım eden ışık güçleri var; dünya içi, yüzeyi ve ötesi gurupların bir birliği. )

Vorteksin ortasında oturarak meditasyon yaptık. 
Şükürler olsun.



 

Otel odamızın penceresinden, sokak pazarı...
 

3 Haziran günü, tekneye bindik ve bir buçuk saatlik seyirden sonra Güneş adasına vardık. 
 

Güneş Adası ( Isla de Sol)

 

Adaya gelmeden bir gün önce duyduğum bir haber beni önce sarstı. "Adadaki iki önemli kabile- aile arasında çatışma başladığı için adanın kuzey yakasına gitmek yasaklanmış. " 
Adanın kuzey yakasında, enerji aktarımı seansını yapmayı umut ettiğim Güneş Mabedi var. Adanın ve yeryüzünün önemli bir çakrası orası. Ailelerden biri Mabede yakın bir yere hostel yapmaya kalkışınca, diğer aile tarafından uyarılmış.

"Burası yüzyıllardır kutsal seremonilerimizi yaptığımız yer. Bunu yapamazsınız" , demişler.

Uyarıya rağmen inşaat başlayınca, diğer aile bu defa, turizm bakanlığına kadar gitmiş ve yine de hiç bir sonuç alamamış.
O zaman inşaatı durdurma işini kendileri üstlenmişler. İnşaat işini şiddet kullanmadan durdurmaya çalışmış ama şiddetle saldırıya uğrayınca karşılık vermişler. İki ailenin fertleri birbirini yaralamış, hastahanelik olmuşlar. Şimdi iki aile de Mabede yakın, kamp halinde birbirini gözlüyormuş ve alan çok tehlikeliymiş...
 Karanlık iş başında yani...

Sonra etkinlik sayfasına yazdığım ilk satırlar geldi aklıma:

"Mit öyle ki, Lemuria'nın batışından sonra, Bilgeler Bilgesi, Lemuria'nın kalbi ve beyni denilebilecek, ya da kozmik bilgisayar denilebilecek Güneş Diski'ni, dünyanın üstüne çökmekte olan karanlık çağları boyunca muhafaza etmek için, yeni oluşan Titicaca gölüne getirip, derinliklerindeki tapınağa sakladı.


Solunda Güneş Tapınağı - Güneş adası, sağında Ay Tapınağı - Ay adası var. 


Ve yüksek ruhlardan medyumlarca alınan mesajlar öyle ki, "Aydınlık çağlarının girişinde olduğunuz bu vakit, Güneş diskinin yeniden aktive olduğu, canlandığı ve insanlığın kolektif bilincini aydınlanış bilgisiyle yüklediği vakit." "


Demek ki işim adanın diğer tarafındaki Mabetle değil; adanın Ay adasına bakan tarafıyla, diye düşündüm. Enerjisine bağlanmak ve aktarmak istediğim Güneş diskinin, gölün altındaki varlığını ve çağrısını kuvvetle sezdim. Gitmem gereken yer Güneş Mabedi değildi...


 

O gün yaptığımız yürüyüşün sonunda adanın, Ay adasına bakan yüzünde, turistlerin ve hatta yerlilerin gözlerinden ve ilgisinden uzak o huzurlu alanı bulduk. (Aşağıdaki fotoğraf.)

Oturup gözlerimi kapattığımda Lemuria'lı ruh akrabalarım beni karşıladılar. Hoş geldin, dediler. Tam vaktinde, dediler.Tüm bedenimi sevgileriyle titrettiler. Sen yalnızca teslim ol, yolu biz göstereceğiz dediler.

Tüm yapmam gereken, o gece yatmak ve ertesi sabah 9:44'te seremoniye, enerji aktarımına başlamaktı.

 


Bütün gece gök yarılmışçasına yağmur yağdı. Bir an içim daraldı. İnsani bir endişe geldi. Böyle yağarsa nasıl davul çalacağım...


Yine geldiler ve seven enerjileriyle sardılar. Sen teslim ol yeter, biz sana yol gösteriyoruz dediler.


Sonra kendisini 'Işığın 7 Huzmesi' olarak tanıtan bilinç topluluğundan, bir kaç gün önce kanallık ile alıp etkinlik sayfasında paylaştığım o mesaj geldi aklıma.


Meditasyona katılacak 382 kişiye rehberlik olarak gelmiş o mesajı Gökhan olarak okuduğumda, bu planın benim çok ötemde orkestre edildiğini, tüm yapmam gerekenin saf niyetimle oturup davulu çalmam gerektiğini iyice anlamış bulundum.

Yağmur ve gök gürültüsü sesleri ile, huzurla uyudum.


O mesaj:


"Şifacı olmayan tek bir insan yok. Aydınlanmış her insan, öz ışığıyla parıldamaya başlamış her insan, doğal bir şifacıdır. Çünkü o aydınlanışıyla, o parlayışıyla karanlıklara ışık getirir.

Dokunduğu varlıkların enerjisel frekansını yükseltir. Sonuç şifalandırıcıdır. 


Bu enerji aktarımıyla, sizlerin bilincinde zaten var olan, zamansız ve sınırsız bir bilgiye dokunmak istiyoruz. 


'O şifacının siz olduğunuz bilgisine'


O bilgi sizin tam merkezinizde. Sıfır noktasında. Evrene açıldığınız kapıda. Kalbinizin tam ikiye katlandığı noktada.


Siz evrenlerin şifacısısınız. Buna uyanmaya vaktiniz geldi. Siz uyanın ve ışıyın ki, karanlıkta, korkuda, hastalıkta kalmış olanlarınızın dikkatini çekin. Merak etsinler böyle parıldamanın nasıl hissettirdiğini. Size doğru yürüsünler. Onlara anlatmayın uzun uzun. Olduğunuz evrensel şifacı olun, yeter.

Koşulsuz seven Tanrı'nın ışık parçacıkları olun, yeter.


Sizlere yansıtacağımız enerji "O Şifacının" uyanış ve aydınlanış kodlarını içerecek. 


Gurup olarak siz, bu uyanış, bu hatırlayış, bu biliş için, bu vakti seçmiş pek çok guruptan birisiniz. 

Tam söz verdiğiniz, tam bizimle anlaştığınız vakitte, birbirimize verdiğimiz sözü tutmak üzere buluşuyoruz.


Bu buluşmada, fiziksel kalp organınıza getirin tüm dikkatinizi. Onun sıcaklığını, onun ritmini, onun kırmızısını, merkezindeki beyazı, ötesindeki mor alevi hissedene kadar dikkatinizi kalbinizde tutun. Sizi o kapıda, rehber ruhlarınızla birlikte, koruyucu meleklerinizle birlikte biz karşılayacağız. 

Sizi koşulsuz sevgimizle selamlıyoruz.


Işığın 7 huzmesi

---


Sabah gün ağırmadan uyandım. İçsel haırlıklarımı yaptım ve erkenden yola koyuldum. 

 


 




 


 


 

Seremoniden 1 saat kadar önce dua ve meditasyona başladım.
4 Haziran, Bolivya 9:44- Türkiye 4:44'te enerji aktarımı başladı.

Meditasyonun ilk 10 dakikası boyunca Titicaca üzerinde bir enerji vortexi oluştu, Lemoria güneş diski etherik olarak o vortexin içinde yükseldi ve Güneş'e  çıktı. Oradan altın renkli enerji direk sizlere değil, başka bir boyuta doğru yansıdı. Orada Baş Melek Mikail, Baş Melek Metatron, pek çok melek ve , rehber ruhlarınızın filtresinden geçti ve almanız gerektiği kadarı size aktarıldı.

 Şükürler olsun.
--
Uzun yazılarla yordum; şimdi biraz Güneş ve Ay adası fotoğraflarıyla başbaşa bırakıyorum sizi.

 


 
Hayatımda deneyimlediğim en dondurucu soğuktu bu. 

 


 


 


Aşağıdaki video, yürüyüşler dışında vaktimizi geçirip , yemeklerimizi yediğimiz, sahibi Martin ile dost olduğumuz mekan, İncapacha. Bu güzel insan kayıp çantamızın 1000 km uzaktan emniyetle ellerimize gelmesine vesile oldu. Bunu bir dahaki sefere yazarım...



---

Ay Adası ( Isla de Luna)

 


 


 
Odamızda Om sembolünü görünce gülümsedik sevinçle.

 


 


 


 


 


 


 


 

8 haziran günü, elektriği ve interneti, hatta lokantası olmayan, 80 nüfuslu Ay adasına geçtik ve kumsal şeridi boyunca yürüyerek 9 haziran çalışmasını yapacağım yeri tespit ettik. Bu hiç zor olmadı. Yer adeta bizi ve bu çalışmayı bekliyordu. Adanın güney ucunda, taşlardan ve ağaçtan inşaa edilmiş mandalayı bulduk. Mandalanın muazzamlığını kuşbakışı bir fotoğraf çekemediğim için sizlere aktaramıyorum. Bu mandala taşların renk ayrımına kadar belli ki antik bir bilgiyle ve dikkatle yapılmıştı. Tıpkı Amerikan Yerlilerinin İlaç Çemberi gibi...Bir büyük kuşu da andırıyordu. Aktif değildi. Belli ki burada bir süre önce şamanik bir çalışma, bir seremoni yapılmıştı. Meditasyon vaktinden bir süre önce oturup dua ettim ve şifacıların uyanışına ilahi enerjileri davet ettim. Mandala rengarenk ışıklarla doldu. Her hattı, çizgisi, hücresi aktive oldu. Sonra tüm katılımcılarla ortak bir bilinç olduk ve hep beraber gelen ilahi dişi enerjiyle arındık, şifalandık, insanlık ve dünya için dua ettik. Herkesin bu meditasyondan aldığı kendine hastı. 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 

 
Copacabana şehrinde kayıp çantamızın geri dönüşü


Bu video Copacabana otelimizin balkonundan izlediğimiz bir evlilik dansı. Neşeli.


----

Son olarak, aşağıdaki 2 linkte Güneş ve Ay adasında kaydettiğimiz ses şifa chanting'lerini bulabilirsiniz.
Lütfen kulaklık ile, meditasyon halinde dinleyin.


Güneş Adası Chanting'i , Tıklayın


Ay Adası Chanting'i, Tıklayın


---


Bu blog sayfasını ilk kez bu yazı vesilesiyle ziyaret ediyorsanız "Nedir" sayfasına göz atmanızı tavsiye ederim.

Uzaktan görü şifa seansımızla ilgileniyorsanız, Heaven Earth Şifahane Blogumuzda, seanslar sayfasına göz atmanızı tavsiye ederim. ( http://yuuka-and-wings.blogspot.com/?m=1 )

Mucizeye yolculuk blog yazılarının dilediğiniz kadarını sosyal medyada paylaşmakta özgür hissedin. Bu blogun amacı ilham kaynağı olmak.

Mucizeye yolculuk blog yazılarının bir bölümünü ya da tamamını bir dergi ve ya kitapta yayınlamaksa isteğiniz bana email yolu ile ulaşabilirsiniz.
strongwings121212@gmail.com

Mucizeye yolculuğumuzu maddi manevi desteklemek istiyorsanız, yine aynı email adresiyle ulaşabilirsiniz.

Koşulsuz Sevgiyle