Sunday, 13 August 2017

21. Tanrı Molekülü - Dmt 5 Meo, Holy Toad Medicine - Hepsi ilahi bir Rüya...

Yaratanım almaya hazır olmayan insanları bu yazının getirebileceği korkudan korusun.

Yaratanım bu yazıyı, almaya hazır olan varlıkların dikkatine getirsin ve bana yaşattığı deneyimin enerjisini kelimelerle aktarmama izin versin.

Tanrı beni, kutsal deneyimlerimi anlamayacak insanlarla paylaşma günahından (karmasından) korusun.

Bu yazıyı yazmak ve okumak bir enerji alışverişidir.

Görevi evrensel ilhamı paylaşmak olan, bunu blog yazılarıyla ve göz önündeki yaşamıyla yapan biri olarak o günahın eşiğindeyim. İnce bir çizgide yürüyorum.

Kutsal deneyimler Yaratan'dan. Onun içindir ki, yargılamanıza, başka deneyimlerinizle kıyaslamanıza, güzel sözlerinizle övmenize, bu kutsal derinliği sığ bir akılla tartmanıza, uyarmayarak izin vermem, benim günahım olur. Bu derin enerjiyi ve bilgiyi, ya olduğu gibi alın, ya da bırakın.

Ruhtan gelen bu sevgi dolu uyarıyı ileterek başlıyorum yazıma.

Ben Kutsal Gökhan Atış Strong Wings

Bütün varlıklar kutsallıklarını anımsasın, özümsesin, deneyimlesin, olsun!

Bütün geçmiş yaşam deneyimlerim beni bu yaşamıma hazırladı.

Bu yaşamımın bütün deneyimleri beni 'Mucizeye Yolculuk'a' hazırladı.

Aynasına baktığım kutsal varlık John of God ve üstünde duraklayıp meditasyon yaptığım Dünya Çakraları, altına girdiğim tüm kutsal şelaleler, içinde kutsandığım Titicaca Gölü, üstünde kutsandığım Güneş Adası, beyazında kaybolduğum Uyuni çölü, kalbinde uyuduğum Kutsal Vadi, beni Büyük Baba Wachuma ruhuyla (ilacıyla) tanışmaya hazırladı.

Wachuma Dede ile yaşadıklarım, beni Ayahuasca Büyük Anneyle (ilacıyla) tanışmaya hazırladı.

Ayahuasca Annenin yaşattığı uçurumun ucundaki deneyimler beni Toad Medicine  Dmt 5 Meo ile tanışmaya hazırladı. TANRI MOLEKÜLÜ.

Bu ilaç aracılığıyla  Yaratan'ın yaşattığı deneyimler beni bu yazıyı yazmaya hazırladı. Yazmak görevim. İnce çizgi üstünde...



---

1 ayı aşkın bir süredir Kutsal Vadi'de yaşıyoruz.
Üçer kez kez Wachuma, üçer kez Ayahuasca seremonisine katıldık. Artık harekete geçme vaktidir diye düşünüyorduk. İnsan bu...Hep düşünüyor.
Machu Pichu'ya gideriz. Sonra da Pasifik Okyanusu kıyısındaki Lima şehrine geçer, oradan da Mexico'ya uçarız dedik.
Bir kaç yıldır kulağıma çalınan ve ilgimi çeken bir başka kutsal ilaç Toad Medicine (Dmt 5 Meo)'ın Mexico'da olduğunu biliyordum. Tanışıp tanışmayacağımı bilmiyor, yalnızca yadsıyamadığım kuvvetli çekim gücünü duyuyordum.

İlacın hikayesi şöyle:

Bufo Alvarius isminde bir kurbağa türü var,  Mexico'nun kuzeyindeki Sonara çölünde yaşayan. Bu kurbağanın bacaklarındaki keselerde beyaz renk bir zehir var. Bu zehirin içinde ise 5 Meo-Dmt, diğer adıyla Tanrı Molekülü var. Kuzeni olarak bilinen DMT'den 4 ile 6 kat daha kuvvetli bir molekül. Dünya üstünde bilinen en kuvvetli x. Onu bir sınıfa sokmak istemediğim için x diyorum. Bu molekül bütün Güney Amerika ülkelerinde, çeşitli bitki ve ağaçlarda da mevcut ve binlerce yıl toplanıp, ruhani inisiyasyon seremonilerinde kullanıldığına dair işaretler var.

Tarihte bu ilacı kullanmış ve eserlerinde yer vermiş Güney Amerika kaşifleri olmuşsa da son 300 yıl kadar ilacın varlığı ve insanlara önemi unutulmuş. 1970 lerde Toad'ın Işığı Kilisesi isminde bir topluluk oluşmuş ancak çok gizli kalmışlar. Toad ilacını dünyaya tanıtan kişi ise  Octavio Rettig isminde, kaderini yaşarken, uyuşturucu bağımlısı olmuş ve evsiz kalmış, genç bir doktor. Bir süre sokaklarda yaşamış ve uyuşturucu için dilenmiş. Bir gün, içine doğan ses kendisine, Sonara çölündeki Bufo Alvarius kurbağasını bulmasını, zehirini alıp, kurutup, duman olarak solumasını söylemiş. Bu iç sesi takiben, daha önce ilgi alanı olduğu için araştırdığı Maya yazıtlarında da böyle bir kurbağanın resmedildiğini anımsamış ve kaybedecek hiç bir şeyi olmadığı için yürüyerek çöle gitmiş. 100 küsür çeşidi olan bu kurbağanın doğru olanını bir şekilde bulmuş ve gerçekten de bacaklarında zehir kesesi taşıdığını anlamış. Keseyi sıktığında çıkan zehiri bir kabın içinde saklamış ve kurutmuş. Maddenin kristalize olduğunu gözlemlemiş. Kendisini öldürüp öldürmeyeceğini bilmediği bu maddeyi yakarak, bir pipet ile dumanı solumuş.

Zehiri soluduktan sonra yaşadığı psikoloji ötesi deneyim sonucunda uyuşturucu bağımlılığı sona ermiş. Hayatta kalışını, dahası uyuşturucu bağımlılığının sona ermesini bir Tanrı mucizesi olarak görmüş ve bunu bütün dünya ile paylaşmak istemiş. İşe en yakınındaki, Sonora çölünde yaşayan Seri kabilesi ile başlamış. Çok fakir olan kabilenin gençleri uyuşturucu bağımlılığı içindeymiş. Kabilenin yaşlılarına ilacı tanıtıp, kullanırlarsa gençlerin uyuşturucu bağımlılığından kurtulacağını söylemiş. Yine kaybedecek hiç birşeyi kalmayan bu kabile, ilacı kullanmış ve sonuçları karşısında çok mutlu olmuşlar. Kabilenin gençleri uyuşturucu bağımlılığından kurtulmuş. Bunun üzerine kabile Dr. Octavio'yu, Atalarının ilacını getirdiği için kutsayıp, kabilenin dünya sözcüsü ilan etmişler ve bu ilacı tüm dünyaya duyurması görevini yüklemişler.
Takip eden çok kısa bir süre içinde, Dr Octavio, karşısına çıkan doğru insanlar sayesinde ilacı dünyaya duyurmaya başarmış. Tabii içindeki Tanrı Molekülünün,  varlığı ve ruhu şifalandıran özelliklerini bilen dünya eliti, ilacı yasadışı ve tehlikeli ilan etmekte gecikmemiş.

Toad ilacı, insanlığa faydalı olmasına rağmen yasaklı olan diğer herşeyin listesine 1 numaradan giriş yapmış.

2011 den bu yana Dr. Octavia, elinden geldiğince, ülke ülke gezip çok çeşitli hastalıkları şifalandırmaya gücü olan bu ilacı tanıtmış ve yasaklı olmadığı alanlarda ilacı insanlara şamanik seremoniler ile sunmuş. Seneler içinde ilacı deneyimleyen binlerce insanın büyük bir kısmının anlattığı ortak bir deneyim, egonun ölümü ve Yaratan'ın Birliğine erimek olunca, bu defa ruhani çevrelerin de dikkatini çekmiş. Bu gün pek çok insan bu ilaci ruhani gelişim maksadıyla deneyimlemekte.

(Toad of the Dawn- Rise of the Cosmic Consciousness, isminde de bir kitap yazmış. Türkçesi yayınlandı mı bilmiyorum. - Şafağın Toad'u, Kozmik Bilincin Yükselişi)

Dr. Octavio Rettig


Konuya girmeden önce 19. Blog yazımdan iki paragrafı bir kere daha buradan paylaşmak istiyorum:

"Ayahuasca, Huachuma, Peyote, DMT, Mantar, Marihuana gibi kutsal ilaçlar, bu dünyada insanların merakına cevap vermek için bulunmuyorlar. Bu ilaçları bütünün hayrına, kendini bilmek ve şifalandırmak niyeti dışında, bir eğlence ya da kaçış aracı olarak kullanan insanlar ciddi akıl ve ruh bozukluklarına düşebilir.  Bu kutsal ilaçların ruhları bilgedir ve özgür iradenize saygılıdır. Bir akıl hastalığına ve bağımlılığa düşmeniz seçiminiz ise, buna da saygı gösterir, izin verirler. Bilgece seçin. Ne bu kutsal ruhların, ne  kristallerinizin, ne de şifacıların bağımlısı olmayın. Aynaya değil, aynada gördüğünüze aşık olun. Bu sizsiniz. Aydınlığınız ve karanlığınızla bir bütünsünüz. Bütün olmak, şifanızdır."

"Uyanışın yalnızca böyle ilaçlar ile mümkün olabileceği yanılgısına düşmeyin. Meditasyon, kendine bakma, gözlemleme ve kendini bilme sanatıdır. Şifanın ve aydınlanışın yoludur. Oldu ki ilahi plan bu kutsal ilaçları karşınıza çıkardı ve kalbinizden gelen bir çağrı ve mutluluk duydunuz, o zaman size uzatılan bu evrensel yardım elini şükranla tutun. Kalbinizdeki çağrıyı onurlandırın ve gerekiyorsa o eli tutmak için binlerce kilometre yol gidin."

Yaratanın birliğine çıkan yollar sonsuz sayıdadır, dedikten sonra, artık ilaçla nasıl tanıştığımızı onun sayesinde neler deneyimlediğimizi paylaşabilirim.

4 gün kadar önce, Kutsal Vadi'nin Pisac kasabasında, bir kafade oturmuş, yolculuğumuzun geleceğini düşünüyordum; Meksika'yı ve Toad ilacını... Yakınımda oturan Amerikalı bir arkadaşıma Toad ilacını bilip bilmediğini, Meksika'da nerede bulunabileceğini sordum. Elini havaya kaldırarak, arka masamızda oturan bir kimseyi parmağıyla işaret etti.

"O biliyor", dedi. "Hatta, Seri kabilesinden ilacı dünyaya yayması için görevlendirilmiş".

...ve bana danışmadan adamı adıyla çağırdı.

"Hey, Prem Baba, bak bir arkadaşım sana bir şey soracakmış."

Durum öyle olunca kalkıp yanına gittim. Prem Pakistan-Hindistan Asıllı bir İngiliz. Onun da yolu Seri kabilesine çıkmış ve Seri kabilesinin görevlendirdiği pek çok kişiden biri olmuş.
Kurbağa çölün her deliğinde mevcut olunca (yalnızca 2 aylık yağmur sezonunda...), bütün dünyaya yeteceğini düşünmüşler ve bu iş için pek çok elçi seçmişler.

(Bu arada kurbağalar zehirin bir kısmı alındıktan sonra doğaya geri salınıyorlar)

Gözleri pırıl pırıl bilinç ve farkındalıkla parlayan bir adamdı. O Toad'un elçisiydi.
Güney Amerika yolculuğu boyunca karşısına çıkartılan, bilinci bu güçlü ilaçla tanışmaya hazır insanlara, ilacı seçicilikle sunuyordu.
Tam Meksika'daki bir ilacı soruştuturken, karşıma ilacı taşıyan elçi çıkınca, bunun gerçekten ruhumun isteği olduğunu ve vaktimin geldiğini anladım.
İki gün sonrasına randevulaştık. Yuuka'nın bu şamanik-ruhani yolculuğumda rehberliğimi yapmasını istedim.

O gece yatmadan önce yüksek benliğimden, psikolojimi, bedenimi, tüm varlığımı bu buluşma için hazırlamasını istedim. Gece boyunca başımda çalışan şifacı ruhlar vardı. Verilen enerji ile bedenim yatakta kıvrım kıvrım kıvrılıyordu. Zaman zaman uyanıp bilmediğim dilde birşeyler söylüyordum. Sonra yeniden uykuya daldığımda, operasyon devam ediyordu.Bu hazırlık operasyonunun sabahı,
8 Ağustos'tu; Aslan Kapısı olarak bilinen, 2 ay boyunca dünyaya bilinç yükselten enerjileri akıtan, kozmik bir boyut kapısının en açık en güçlü olduğu gün.

Kaldığımız hostelde, 5 kişi kalıyordu bizden başka ve hepsi ya Ayahuasca şamanı ya şifacıydı. Bu bir tesadüf değil, benzer frekanstaki kişilerin, bu gün, bu otelde bir arada olmasının bir sebebi var, dedik ve o gece Aslan Kapısı seremonisi yapıp, inen enerjiyi varlığımıza ve dünyanın merkezine birlikte demirlemeye karar verdik. Gece, binanın çatı katında, seremoni çemberimizi oluşturduk ve gelen enerjiyi, chantingler ile, dansederk, bilgi kanallığı yaparak, gülerek, sarılarak karşıladık. Muazzam bir enerjiydi. Bütün varlıklar bu güzel enerjiyi içsin... Kapı hala açık...

Varlığımı büyük olaya hazırlayan bu iki günün ardından, 9 Ağustos günü, Toad Elçisi Prem ile buluştuk ve seremoniyi yapacağımız yeri bulmak üzere dağlara doğru yürüdük. Yeri iç güdüleriyle bulması gereken bendim. Yolda yürürken pek çok ruh tarafından gözlendiğimi, rehber ruhlarımın ve koruyucu meleklerimin hazır olduğunu, emniyette olduğumu hissettim.
Hislerim bizi sarp bir dağ yamacına çıkardı. Sonunda mağara gibi oyulmuş bir koca kayanın gölgesine vardık. Burası dedim. Yere serdiğim pançonun üstüne oturdum ve gözlerimi kapatarak tekra dua ettim.

"  Yaratanım, eğer bu alacağım son nefesse, ben gelmeye hazırım. Yarım bıraktığım hiç bir şey yok. Kalmamsa bütünün hayrına olan, bu yolculukta yaşayacağım bilgeliği damıtmama, bu aleme getirmeme lütfen izin ver. "

Sonra içim titredi heyecandan. Kalbim hızlandı. Dilim damağım kurudu. Korkmuyordum ama bilinmezlik heyecanlandırıyordu.
Prem, " Dumanı içine çektikten sonra 30 saniye kadar nefesini tut" , dedi ve ekledi:
"Bu yolculuk en fazla 20-30 dakika arası sürecek. Sonra geri döneceksin".

Artık ellerim de titriyordu. Ayahuasca annenin 6 saat içinde yaşattığını 20 dakika içinde yaşayacak olmak biraz endişelendiriyordu. Bir taraftan da, bu yola çıkıp geri dönersem, size anlatacaklarımla hizmet edecek olmuş olmanın mutluluğunu duyuyordum.

İlacı kısa süre için elimde tuttum. Ayahuasca'yı elimde tutarken duyduğum gücü duymadım. Maddenin ardındaki, anne ya da baba diyeceğim bir ruhu sezmedim. Sanki elimde enerjisi olmayan sıfır noktasında bir şey tutuyordum.

Prem ilacı cam bir aletin içine koydu ve camı çakmak ateşi ile ısıtmaya başladı.

Dağlar, bulutlar, popomun altındaki taşlar, ağaçlar, şaman davulu çalmaya başlayan Yuuka, Prem, her kes olması gereken yerdeydi. Dumanı çekerken ne kadar hafif dedim. 18 sene sigara geçmişi olan biri olarak dumanı hafif buldum. Kolaylıkla içime girdi.
Prem, "tut" ,dedi...

Ama ruhum " bırak ", dedi. "Herşeyi bırak ve hiç bir şeyi tutma"...

En son, dumanın ağzımdan çıktığını gördüm. 10 saniye kadar durmadan içime çekmiş ve 1 saniye daha tutmadan salmıştım. Tv kapandı.

25 dakika geçmiş.

Sonra gözlerimi açtım.

Yerde sırt üstü uzanmıştım. Gökyüzündeki cenneti andıran bulutları çok uzaklarda görüyordum. Şaman davulunun sesi çok uzaklardan geliyordu. Sanki suyun altından bakıyordum. Prem başucumda oturmuş, elimi gökyüzüne doğru kaldırmış tutuyordu. Gözlerinde yaşlar olduğunu seçebildim. Hoş geldin kardeşim, diyordu. Sonra kendi sesimi duydum. Kendi sesime gözlemciydim. Birden bire bütün bedenimi haz ve bilinç kapladı. Tanrı ağzımdan konuşuyor ve kahkaha atıyordu.

Şöyle diyordu: " hah hah hah ha.... All is a divine dream"
Hepsi ilahi bir rüya...
İlahi bir rüya...

Hah hah hah.... hah...

O an, gelmiş geçmiş bütün hayatlarımın ve bu hayatımın, Tanrı'nın rüyası olduğunun, ve hepsinin toplam 1 An olduğunun tam bilincindeydim. İnsani eforlarımın tüm yorgunluğu, tüm hayatlarımın tüm yorgunluğunu üstümden bırakmıştım..

Sonra birden yolculuk boyunca yaşadıklarım aklıma hücum etti ve haz tepeden tırnağa aktı.

Böyle bir hız.... ahhhh...

Sonradan dinleyip, öğrendim ki, yolculuğun başında şaşkınlığımı ifade eden şekilde çığlık atmışım. Kendimi pançonun üzerine bırakmış, sonra biraz debelenmişim. 2-3 dakika sonra da yattığım yerde haz içinde kıvranmaya başlamışım ve durmadan hazzın seslerini çıkarmış ve kahkahalarını atmışım.

Ilk 3 dakika içinde gerçekte ne olduğunu ben biliyorum.

3. Gözümün üstündeki bütün filtreler mikro saniyeler içinde kalktı. Aklımı koruyan bütün bariyerler kalktı. Poh....

İnsan aklı sabun köpüğü gibi...

Aklımın bir ucu pohhh diye patladı. Işıktan daha hızlı,dikey yukarı doğru, ışığın içinde yol alırken, varlığımın bütün zerreleri karanlık bir filtrenin içinde sıkıştırıldı... Dünyayı ve insanlığı içinde tutan karanlık bir filtre beni tutmak istedi. Ama varlığım sonsuz zerreye ayrılarak filtrden geçti. Sonsuz hızda yukarı doğru ilerlerken, dünya üstünde duyabileceğiniz en tiz 'angel tuner' sesinden milyonlarca kez daha tiz bir ses, sonsuza doğru daha da tizleşerek artıyordu.
Hepsini almakta zorlanıyordum. Bu hız beni tüketiyordu adeta.
Sonra 10 tane kadar ruhun olduğu bir şifa çemberinin içinden geçtim. Evrensel şamanlarmış onlar. Hiç bir gezegende bedenleri yokmuş. Evrensel görevleri varmış. Benim geçişim için toplanmışlar. Zaman yoktu.. Onun için ışıktan hızlı gidişime rağmen sanki orada onlarla kaldım ve birşey deneyimledim, ama bununla ilgili anı henüz geri gelmedi. Bana yukarı doğru daha da hız verdiler. Kendimi daha üst bir boyutta başka bir şifa çemberinin içinde buldum. Onların bedenleri tamamen ışıktı. Orada ne yaşadığımı hatırlamıyorum. Sonra daha üst boyutta 3. Bir şifa çemberinden geçtim. Ona dair de hiç bir anım yok.
Acı çekmeye başladım. Çünkü hız beni yakıyor ve bitiriyordu.

İnsan aklının tamamı, bedenin tüm zerrelerinde bir bütün olarak mevcut.

Bedenimin tüm zerreleri, Gökhanı bırakmak istemedi, son bir kuvvetle tuttu. Sanki, Tanrı olursam, Gökhan'a ne olacak, peki ya Yuuka ve Maya, der gibi...

Duamda, arkamda yarım kalmış birşey bırakmadım, son nefesimi vermeye hazırım, demiştim. Ama bu tam olarak doğru değilmiş. Tam olarak içten değilmiş.

Varlığım kutsal sonsuzluğuna karşı son bir direnç gösteriyordu.

Bedenimin katrilyonlarca zerresi acıyla yanarken aynı anda orgazm olmaya başladım. Acı kadar orgazmı da olduğu gibi kabul edebilmek tarifsizce zordu.
Yaşadığım acı, bilincimin son direnciydi.
Yaşadığım orgazm, bilincimin tam teslimiyet haliydi.

Egonun(kimliklerin)  bırakılma anı saf bir delilik anıydı. Tüm zerreciklerdeki delilik.

Evrenin bütün karanlığı kalbimden geçti ve acımı benimle yaşadı.
Evrenin bütün aydınlık varlıkları, bütün Budalar, Tanrılar, Tanrıçalar, tüm evren, yıldızlar, güneşler benimle birlikte orgazm oldular, oldular oldular... ve sonsuz frekansta tiz ses... sessizlik oldu.

Tahmin ediyorum, bütün bunlar ilk üç dakika içinde yaşandı.

Ama bana sonsuzluktu...

Sonsuz altın ışıktım. Haaaaaaaahhhhhhhhhhhhh.... sonsuzluk, sonsuzluk boyunca orgazm oluyordu  ve bu onu genleştiriyordu. Çoğalan, büyüyen, sonsuz aşk... Bu bir vizyon, sezgi, biliş değildi.

Bu oluştu ya da hiç olmayış.

Sonsuzluğun her zerresi orgazm olarak, mayanın genişleyişi gibi kendini büyütüyordu.

...ve o sonduzluk bendim.

BEN BENİMMMMMMMMMMMM..........,,,

Ahhhhhhhhhhhhhhhhh....

(Bu satırları yazarken gözlerim büyüyor, yaşarıyor, bedenim zevk duyuyor, kasılıyor, gevşiyor.)

Geri dönüş yolculuğuna dair hiç bir anım yok.

Tüm varlığımla biliyorum ki bu gerçek deneyimle, Dna'm ve aklım yeniden programlandı, toparlandı.



Yaşadığımız ve gerçeklik dediğimiz bu alemin rüya oluşunu deneyimsel olarak öğrendim. Bu öğreniş artık geri sarılamaz.

Ölümlerimle birlikte, daha önce yüzlerce kez geçtiğim tünelleri ve boyut kapılarını hatırladım.

Bu hatırlayış, bu öğreniş, bana bu rüya aleminde, hareket kolaylığı veren yeni güçler. Çünkü artık aklımla değil, tüm zerrelerimle biliyorum.

Neden bu rüyada sizinle birlikte olduğumu biliyorum.
Neden annem, kardeşim, babam, dostum, tanıdığım olduğunuzu biliyorum.

Ayahuasca annenin de beni aynı yere 3 defadır götürdüğünü şimdi çok iyi hatırlıyorum.

Sonra davul sustu. Yerimden kalkmadan, kafamı bile çevirmeden, gözümü bile kırpmadan ben olarak konuştum. Lütfen beni burada bırakın ve gidin. Bir süre burada yatmak istiyorum.

Prem, "emin misin?" diye sorunca, ona yine kahkaha attım. Ben şu anda başucumdaki karıncanın adımlarını duyabiliyorum, uzak ağaçtaki susan kuşu biliyorum. Hiç bir ömrümün hiç bir anında böylesine emin olmamıştım..."

Yuuka ve Prem birlikte uzaklaştılar. Tekrar ve tekrar o erime anına döndüm ve bedenim hazza boğuldu. Her defasında ağladım. Neden ağladığımı bilmiyordum. Kundalini enerjisi tüm gücüyle hareket halindeydi. Sonra yerimden hızla doğruldum. Saçım başım, üstüm başım toz toprak ve ot içindeydi. Kendime güldüm. Gözlerimi kapatarak meditasyon yapmanın ne kadar komik bir fikir olduğunu düşündüm. Zaten aldığım her nefes meditasyondu. Gözlerim açık olarak hala birliği deneyimliyordum. Çevremdeki ağaçların bana göndermekte olduğu şefkatli enerjiyi görüyordum. Yamacında olduğum dağın beni avucunun içinde tutmakta olduğunu  görüyordum. Gökteki bulutlarla bir olduğumu biliyordum. Doğanın şefkati olduğunu biliyordum.

Yere yatıp alnımı toprağa bastım. Gaia anneye şükrettim. Bu rüyada bedenimsin, evimsin, tekamül yolumsun, şükürler olsun.

Sonra yağmur atıştırmaya başladı. Üstümdeki bu kutsal ve güçlü enerjinin bir dereceye kadar söneceğini, bu hazzın bir dereceye kadar dineceğini, daha farklı bir ben olarak hayata yeniden başladığımı sezdim.

Kutsal Vadi'nin rahiminde yaşamıştım bu yolculuğu ve şimdi o rahimden yeni bir ben olarak doğuyordum.

İnsanlığın üzerine inen yüksek kozmik enerjiler, onları böylesine bir yükselişe hazırlıyor. Bana o yükselişin bir ön deneyimi yaşatıldı. Anladığım odur ki, egonun eridiği o noktaya gelindiğinde, 'Ya bana ne olacak', deyip, hayatım dediği rüya eserini bırakamayanlar, yolculuğun sonunda gözlerini uygun oldukları başka bir dünyada açacaklar.
'Hayatım, eşim, çocuğum, arkadaşım, param, konforlu hayatım, ya da acılarım vs...'

Varlıklar arasındaki sevgi alışverişi hem çok güzel bir ders hem haz kaynağıdır. Yine de vakit, birliğe erime vakti olduğunda varlığın tutunduğu her şeyi bırakması şarttır. Önce kendim dediği şeyi... Kaldı ki, koşulsuz sevgi denen şey, tutmadan, asılmadan, çekmeden yapılan bir eylemdir. O erime noktasına gelindiğinde varlık bütün kimliklerinden ve eklentilerinden bağımsız olmaya karar vermiş olmalıdır. Tuttunduğu her şeyi o ışık tünelinin içinde ağırlık ve acı olarak deneyimleyecektir.

Bütün varlıklar bağımsız olsunlar...

Sonra çıplak ayakla, havayı, suyu, toprağı, ateşi dinleyerek yürüyüp kasabaya döndüm. Yuuka ile buluştuk. Birbirimize bakarken sonsuz bir anlayış ve tanıyış duyuyorduk.

Yuuka, "Seremoni için oturduğunda etrafını 20 tane kadar ruh sardı ve sen dumanı çekmeye başlarken hepsi birden omurgana enerji veriyorlardı", dedi. Pek çok ruh tarafından izlendiğim hissine kapılmıştım ama öyle heyecanlıydım ki onlarla iletişim kuracak dinginlikte değildim.

İlk gecemdeki rüyalarımda ezildim, sıkıştım, çocukluğumdan ve uzak geçmişimden kalma bazı korkularım serbest kalıverdi. Bunlar normal rüyalar değildi. Ayahuaska rüyası  gücünde, başı sonu olmayan ve sonsuzluk gibi hissedilen sert ve yavaş rüyalardı.

İkinci gecemdeki rüyalarım ise Toad rüyası gibi, ışıktan hızlıydı, sonsuzluk gibi zamansız ve makansızdı, sürekli genleştim, mor oldum, indigo oldum, pembe oldum, altın oldum. Sonsuzluğa doğru göbeğinden sürekli yeni bir çiçek açan lotus oldum. Tüm gece sürdü. Hala gün içinde pek çok kez o erime anına dönüyorum.

Bu yüksek enerji her parçacığıma mümkün oldukça oturmaya, topraklanmaya çalışıyor.

Sonra Yuuka'nın sırası geldi. Maya'yı Elif'imize bıraktık ve seremoniyi yapacağımız yeri bulmak üzere bu defa tarlalara doğru yürüdük. Yuuka çok güzel bir alan buldu. Tarlanın gölgelik bir yerinde oturduk..

Dumanı içine çektikten sonra 20 saniye kadar tuttu, ve sonra gözlerimiz kapandı. Benim de kapandı. Davul çalmaya başlar başlamaz transa girmiştim. Bilincimin çok ufacık bir parçası nerede olduğumuzu biliyordu. Geri kalanı ruhlara teslim olmuştu.  Zaman zaman gözlerim hafif aralandığında Yukanın haz içindeki gülümseyen yüzünü görüyordum. Sonra Yuuka geri döndü. O kadar hızlı geri döndü ki... Yerinden zıp diye kalktı ve lotus pozisyonunda oturdu. Ben döndüm dedi, gülerek. Hepimiz güldük.

Bu kutsal deneyimi vakti gelmiş kimselerin kulakları duysun, gözleri okusun, kalpleri anlasın diye yazdım. Ne kadarını almanız gerekliyse o kadarını alın.

Tanrı'ya giden yollar sonsuz.

Son olarak yine 19. Blog yazımdan bir paragrafı kopyalamak istiyorum:

" böyle kutsal bir ilaçla ile tanışacaksanız, benim ve ya bir başkasının anlattığı deneyimleri kendinize kıstas olarak almayın. İlaç ile ne derece derin iletişim ve etkileşim kurabileceğiniz sizin bilinç frekansınıza ve içtenliğinize bağlı. "

...Bütün hayatlarınız boyunca ve bu hayatınız boyunca kendinizi bu buluşmaya nasıl hazırladığınıza bağlı...

Artık yolumuz Macchu Pichu'ya, Lima'ya ve Meksika - Cancun'a.


-----------------
(dinlemeden once, altindaki yaziyi okuyun lutfen)


Peru'nun Kutsal Vadisinde, 3 Ayahuaska seremonisinin hazirlayiciligindan gectikten sonra, dunyanin en guclu saykodelik ilaci olarak bilinen kutsal Toad ile yolculuk yapmaya getirildim. Bu yolculuk sonrasinda, hala ilacin ve yolculugun enerjetik etkisi, ve canli anisinin etkisi altindayken bu ses ile sifa chantingini, kutsal bir tapinakta yapip kaydettim. Bu enerjiyi almaya bilinci hazir olmayan kisileri urkutmesi normaldir. Cunku bu enerji , egonun yani kimligin (ben, esim, cocugum, annem, babam, isim, param, evim, acilarim,dunyasal anilarim, vs...) birakilmasini ve erime noktasina yaklasimi anlatir. Yalnizca ve yalnizca, kalbinizde o cagriyi duyuyorsaniz dinleyin derim.. Aksi takdirde ya anlamsiz ya da urkutucu gelebilir...

ses dosyasini kulaklik ile, meditatif olarak dinleyin. dinlemeye baslamadan once agriyan, ya da hasta olan bir organiniza, ya da karniniza odaklanin... affedemediginiz, unutamadiginiz, birakamadiginiz eklentilerinizi, anilariniz, duygularinizi, odaklandiginiz noktaya getirin. O kotu aniyi, o aci ani, tekrar tekrar imgeleyerek o noktaya getirin. Sonra bu siddetli duygusal anda, ses dosyasini dinlemeye baslayin. Birakin ses ve enerjisi bedeninizde bir yilan gibi serbestce hareket etsin. Topladiginiz negatif enerjiyi alip tac cakraniza kadar cikarsin ve oradan gokyuzune bir sabun kopugu gibi patlatsin, biraksin... Birakin kimliginiz ve tum eklentileriniz bir kum tanesi gibi ruzgara karissin..
egonun akli, bir sabun kopugu gibi... birakin patlasin.
hepsi bir ruya...
hepsi bir ruya
hepsi ilahi bir ruya...
gecti...
(Takibinde, yine ayni enerji ile, ayni tapinakta kaydettigim 30 dakikalik davul calimini, samanik yolculuk niyetiyle dinleyebilirsiniz...)
butunun en yuksek hayrinadir




7-22 Aralik  tarihleri arasinda  ( 2haftalik), Titicaca-Gunes adasi ve Kutsal Vadi 1 haftalik Ayahuasca retreat  icerecek, Ruhani bir Uyanis turu duzenleme arzusunu kalbimde duydum. Katilimcilarin hem fiziksel hem ruhani rehberligini yapacagim. Bir dahaki ayin yeni ay doneminde genel bir planlama yapmis ve facebook gurubunu kurmus olurum. Ilgileniyorsaniz, takipte kalin lutfen.

Bu blog sayfasını ilk kez bu yazı vesilesiyle ziyaret ediyorsanız "Nedir" sayfasına göz atmanızı tavsiye ederim.


Uzaktan görü şifa seansımızla ilgileniyorsanız, Heaven Earth Şifahane Blogumuzda, seanslar sayfasına göz atmanızı tavsiye ederim. ( http://yuuka-and-wings.blogspot.com/?m=1 )


Mucizeye yolculuk blog yazılarının dilediğiniz kadarını sosyal medyada paylaşmakta özgür hissedin. Bu blogun amacı ilham kaynağı olmak.


Mucizeye yolculuk blog yazılarının bir bölümünü ya da tamamını bir dergi ve ya kitapta yayınlamaksa isteğiniz bana email yolu ile ulaşabilirsiniz.

strongwings121212@gmail.com


Mucizeye yolculuğumuzu maddi manevi desteklemek istiyorsanız, yine aynı email adresiyle ulaşabilirsiniz.


Koşulsuz Sevgiyle

----------




















Friday, 4 August 2017

20. AYAHUASCA ANNE SONSUZLUĞU (2.yazı)


Mucizeye Yolculuğumuza maddi ve manevi yardımlarda bulunmuş ve bulunmakta olan bütün güzel yürekli dostlara şükranlarımı sunarak başlamak istiyorum bu yazıma.

İnsan iki türlü arzuyu birbirinden ayırt etmelidir. Biri kabarmış ve ya çökmüş egosundan gelen, doymak bilmez iştahı ve ya korkularıyla şarj olmuş, midesinden çıkan bir arzu... Diğeri, kalbine doğan, Yaratan'ın ışığıyla, sevgisiyle, gücüyle şarj olmuş, mucizelere gebe bir arzu...

Varlığını dinlemeyi, gözlemlemeyi öğrenmiş biri için bu ayrımın farkına varmak çok kolaydır. Kalbiyle bilmeyi öğrenmiş bir varlık için ego ve ruh enerjisi arasındaki farkı görmek çok kolaydır.

Mucizeye Yolculuk kalbimize doğduğunda, bunun bütünün hayrına olduğunu, Yaratan'ın isteği olduğunu bildik ve coşkuyla, kutlamayla, yola çıkmaya niyet ettik. Olur mu, olmaz mı, nasıl olur gibi sorularımız olmadı. Nasıl olur da Yaratan'ın yarattığı bu alemde, Yaratan'ın isteği gerçek olmasın ve biz o isteğin hizmetkarı olmaya gönüllüyken... Tabii ki o istek aynı zamanda bizim isteğimiz. Yaratan'ın isteği ve bizim isteğimiz arasında bir fark yok.

Yaratan'ın iradesi benim irademdir, benim iradem Yaratan'ın iradesidir.
BEN BENİM.

Yolculuğa başlayalı neredeyse 5 ay olmuş. Yolculuğumuz, adı gibi her anıyla mucizelerle doluydu.

İnsan, Tanrısallığını anladığında çok güçlü bir varlık. Kalbi Tanrı'nın kalbiyle uyumlu olduğunda, istediği her şey gerçek oluyor.

Bütün varlıklar kalplerindeki Tanrı'yı görsünler, bilsinler, olsunlar!

Ve yolculuk bizi Kutsal Vadi'ye (Peru), Ayahuasca Anne'ye getirdi.

Bu yazımda, Ayahuasca Anne ile ikinci ve üçüncü buluşmalarımdan edinimlerimi paylaşacağım. (Devam etmeden önce, okumadıysanız, bir önceki blog yazısını okumanızı tavsiye ediyorum)

http://journeyto-miracle.blogspot.pe/2017/07/19-san-pedro-huachuma-buyuk-baba-ve.html




AYAHUASCA ANNE deyip, hiç bir şey yazmadan boş sayfayı yayınlasam, yine doğru olurdu.
Sonsuzluktan bahsetmek ne kadar zordur bu limitli alemde. Ne dil yeter, ne nefes... Ayahuasca Anne, Meryem Anne, Gaia Anne, Annem, Yaratan'ın sonsuz dişil enerjisinin, ufak görüntüleri ve de tamamıdır. Tıpkı İsa, Musa, Muhammed, Goutama Baba, Güneş Baba, Gök Baba ve Babamın da Yaratan'ın sonsuz eril enerjisinin küçük görüntüleri ve Tamamı olduğu gibi...

Ayahuasca Annem o sonsuzluğu gösterdi ve deneyimletti.

Görürken ve deneyimlerken ağzım yırtılırcasına esnedim. Gördüğüm sonsuzluğu böyle ifade etmeye çalışıyordum. Yetmedi, yetemedi. Hiç deneyimlediniz mi, içinizden gelen esneme isteğine çenenizin yeteri kadar açılamayarak karşılık veremediğini. Tatmin olamamış bir esneme hissi, ve kapatamadığınız bir çene.
Ayahuasca Anne, o tatminsizliğin ortasında, 14 lü yaşlarımı gösterdi bana.  Lisede, edebiyat dersinde, annemin yazdığı bir kompozisyonu ben yazmışımcasına sesli okuyorum, sınıfta. Öğretmen ve hatta öğrenciler keyiflenmiş, espirilere gülerek dinliyorlar... İçimde tarifsiz bir utanç var. Çünkü okuduğum kelimelerin hiç biri benim varlığımı ifade etmiyor; farkında olduğum ya da olmadığım yaratıcı enerjimi yakamıyor. Bütün kelimeler annemin dünyasını anlatıyor. Kendini ifade edememenin baskısı ve sıkıntısı altında çok yorgunum. Ve öğretmen ve öğrenciler, alkışlıyorlar. Bu edebiyat parçası için tebrik ediliyorum. Nedenini anlayamıyorum ama içimden ağlamak geliyor.
Aynı şey resim dersinde de oluyor. Annemin yaptiğı resim ile okullar arası 3.lük kazanmışım. Onsekizime kadar çalışma masamın üstünde  o altın plaka durmuş ve ona inanmışım. Çünkü inanmamak daha acı vericiymiş...
Nasıl bir açlık duymuşum gençliğim boyunca kendimi ifede etmeğe.

Ayahuasca annem o açlığımı gösterdi.
Ve dediki: insan kendini ifade etmenin egosal tutkusunu bırakamazsa, mükemmel ifadeye hiç bir zaman ulaşamaz. Ömrü boyunca tatmin olamaz. İsterse 10 kitap yazmış olsun, isterse nobel ödülü alsın. Ego tatmin edilemez.

O egosal arzu bırakıldığındaysa (ölmeden ölündüğünde), Tanrı, ilahi güzelliğini eforsuzca, o kişi aracılığıyla dünyaya ifade eder. O güzelliğin realitesini yaratır.

Yine aynı noktaya geldik.
Tanrı'nın iradesi benim irademdir, Benim iradem Tanrı'nın iradesi.
Tanrı'nın güzelliği benim güzelliğimdir, Benim güzelliğim Tanrı'nın güzelliği.
BEN BENİM.

Sonra yine öldüm. Auramın akıl bedeninden kendini ifade etme arzusu, tutkusu, kara spiraller halinde aktı ve istifra ettim. Gözlerimden yaşlar akarak doğruldum. Salondaki diğer pek çok kişinin benzer yorgunluk enerjisine baktım. Ben baktıkça onlar da istifra ettiler. Ayahuaska anne kozmik kahkahalar attı; bütün evrende yankılandı. Tanrı konuştu:" Bırakın bütün yorgunluğunuzu çocuklarım ", dedi. Neredeyse bütün salon aynı anda istifra etmeye başladı. Bazıları bırakmaktan korktukları için panikledi. O yorgun enerjilerin bazıları üstüme aktı. Onları da benimmişçesine kabul ettim. Ayahuasca anne beni elimden tutup kaldırdı. Öylesine sarhoştumki kendi gücüm ve dengemle kalkamazdım. Beni omuzlarımdan tutarak ayağa kaldırdı, seremoni odasından dışarı çıkarttı. Mumla aydınlanmış koridoru geçirerek tapınağın dışına çıkarttı. Tapınak yüksek merdivenlerin tepesinde, doğanın içindeydi. Tapınağın önüne benim için serilmiş bir battaniye gördüm. Hırkamı çıkartıp, ince tişörtümle kaldım. Dizlerim üstüne bağdaş kurarak oturdum ve kafamı kaldırıp, gözlerimi yıldızlı gökyüzüne diktim. Ellerimi iki yana açarak havaya kaldırdım ve Ayahuasca anne benim ağzımdan konuştu. Ses boyutlar arasında defalarca tekrar ediyordu.

: Getirdim Baba, onların yorgunluğunu getirdim. Yine kahkaha attı Ayahuasca Anne. O bendim, ben O. Onun kahkahası benim kahkaham, benim kahkaham onun kahkahası.

Bedenim depremler yaşamaya başladı. Salondan, üstümde getirdiğim ağır enerji, ve kollektif bilinçten akan daha fazlası, o depremle benden gökyüzüne aktı. Bütün organlarım titredi. Kundalini enerjisi tamamen açıktı ve taç çakrama kadar yükselmişti. Varlığımın tüm zerreleri hazla titriyordu ve aynı anda sürekli bir karanlık akışı vardı evrenin merkezine doğru.
Yine o tanıdık his... Haz ve acı aynı anda.
Ben artık Gökhan değildim. Boyutlar arasında bir şaman ruhtum. Pek çok boyut arasında Tanrı benim aracılığımla çalışıyordu.
O karanlık dalga sona erdi. Toprağa eğildim ve ağzım doldukça tükürtüldüm.
Toprak Anaya ve Gök Babaya şükrettim, bu zehirleri sevgiye, ışığa dönüştürdükleri için. O battaniyeye şükrettim, benim tapınağım olduğu için. Kalktım, çoraplarımı çıkartıp bahçenin içine doğru yürüdüm. Ay ışığı altında bir genç ağacın etrafında dansettim. Ölüm ve yeniden doğumun dansıydı bu. Bir kutsamaydı. Sonra battaniyeye, tapınağıma geri döndüm.
Yine o evrenleri dolduran kahkaha çıktı. Daha yok mu dedim karanlığa? İfade olmak isteyen karanlık yok mu? Ben tarafsız bir gözlemci kapıyım, gel ifade bul, dedim.

İkinci dünya savaşında, bir yahudi kampında, açlık çekmiş ve aç olarak ölmüş bir ruh akrabam geldi. Son anına kadar kendini çok aç hissetmiş ve o acı hisle ölmüştü. Bedenime girdi. Onun açlığını dinledim. Bir süre sonra huzur içinde, bir nefesle ağzımdan çıktı. Sonra salondan benzer enerjiler çıkmaya ve bedenimi kullanarak ifade bulmaya başladı. Her defasında nefesle çıktılar ağzımdan.

Sonra yine o koca kahkahalar doldurdu boyutları.

Yok mu dedim... daha yok mu...?

Donarak ölmüş bir geçmiş yaşamım belirdi. Soğuğa karşı direncim ve korkum ortaya çıktı. Ama öylesine sağlam oturuyordu ki ruhum koltuğunda, emniyetle ve korkusuzca.
Soğuğa karşı hiç tepkim yoktu, aynı anda donarak ölmenin korkusu ve acısını hissediyordum. Tepkisizce. Bir süre sonra ağzımdan nefes olup çıktı. Sonra salondan benzer enerjiler çıkıp geldi gözlemcisi olmam için. Ben onlar adına gözlemlemiyordum. Aslında onlarla birlikte gözlemliyordum. Beni bu gözlemde onlarla birlikte olmaya davet etmişlerdi. Her çıkanı aynı zamanda gri ya da kahverengi, ya da siyah ya da kirli sarı, kirli kırmızı, kirli yeşil olarak, spiraller halinde görüyordum.

Sonra bir dalga daha sona erdi. 'Gök Baba şükürler olsun' dedim, bütün bu zehiri aldığın için.
İnsanlar büyük aynada karanlıklarını görüyor ve arınması için bırakıyor, yerine gelen evrensel enerjiyi alıp sindiriyordu.

Gök Baba konuştu kocaman, şefkatli, güçlü sesiyle.

Biz sana teşekkür ederiz, rüzgarın ve havanın temiz bir kanalı olduğun için.
Gökhan, Gökhan, Gökhan...
Strong Winds for the Strong Wings
Güçlü kanatlar için güçlü rüzgarlar
Gökhan, Gökhan, Gökhan

Biz sana bu isimleri sen doğanı hatırla diye verdik.

Kartal tüyünü ve Akbaba tüyünü bizimle çalışman için sana verdik.

Özüme uyandım.

Rüzgar oldum, kuş oldum, hava oldum, baba oldum...

Belki 1 saat kadar dışarıda kalmıştım. Soğuk olduğunu biliyor ve hissediyordum ama hiç üşümüyordum. Ayahuasca Anne, yine omuzlarımdan tutarak, bedenimi dengeleyerek ayağa kaldırdı. Beni yürüttü. Mumlu koridordan geçip, karanlık ve çember olan seremoni odasına geri geldim. İçeri girdiğimde hang drum çalıyordu.

Yerime dönmedim. Girişteki karanlık alanda dansettim. Danseden Ayahuasca Anneydi aslında. Bedenimin bütün kasları, bütün eklemleri, bütün kemikleri hareket etti. Yüzümdeki onlarca kas hareket etti. Bedenim iki yeşil yılanın dansına kanallık ediyordu. Yeşil yılanlar bazen çemberin sol tarafına, bazen sağ tarafına doğru uzuyor ve karanlığıyla yüzleşmekte zorlananlara yardımcı oluyordu. Onların bedenlerine giriyor, onları geyirtiyor, gaz çıkarttırıyor,kusturuyordu. Çemberin ortasında şamanımızın dansettiğini farkettim. Ondan çıkan yeşil yılanlar benden çıkanlarla birleşip odayı sarıyordu. Karşılıklı bir alışveriş içinde dansediyorduk.

Sonra bir an geldi ve Ayahuasca Anne dansı bitirdi. Beni yerime götürdü, yatırdı, üstümü örttü.  O an yalnızca ruhumun sarılıp sarmalandığı, evrenin ve ışık varlıklarının sevgisini aldığı, bütün varoluşlarımın bütünleştirildiği kutsal bir bakım anıydı. BAKIM. Çok uzun yol yapmış bir arabanın bakıma alınması gibiydi. Sinir sistemim, Dna'm, hücrelerim, atomlarım bakımdaydı. O an artık kimsenin karanlığını görmüyordum. Yalnızca ışık, en canlı ve tarif edilmez halleriyle ,çeşit çeşit renklerde, her yönümde, tüm boyutlardaki bedenlerimde, kutsal geometriyi izledim. Tanrı'nın sonsuz sevgisini ve şefkatini dinledim.

Sonra en yüksek boyuttaki beni bir galaksi kadar büyük, yaşlı bir Amerikan yerlisinin yüzü olarak gördüm. Parlement mavisiydi. Konuştu.

O konuşurken, salonun diğer tarafında bir müzisyen seslice konuştu. O parlement mavisi Büyük Baba Ruh'un sesi oldu. "Bir aileyiz"dedi. Kutsallığımızı anlatan bir şiir okudu. Gözlerimden yaşlar aktı. Aynı yüksek benliktendik. O benim ruh kardeşimdi. Hepiniz öylesiniz tabii ama, O, yaşam ağacındaki aynı daldaydı benimle. Çok yakındı. Biz pek çok hayat çok deneyimi birlikte yaşamış ve öğrenmiştik.

Sonra şamanımızı gördüm kız kardeşimiz olarak. Başka bir boyutta  ayakta durmuş birbirimize bakıyorduk üçümüz. "Bana, şimdi hatırladın mı", dedi? "Biz bu uyanışa birlikte hazırlanmıştık, birlikte planlamıştık."

Duygusal olan, insani benin gözlerinden durmadan yaş akıyordu. Ağlamadan ağlıyordum.

Sonra çemberin ortasında 3 mum yakıldı. 6 saat geçmişti. O müzisyen, ruh kardeşim, şamanımızla elele tutuşmuştu.

Yine seslendi: "Hepinize sonsuz şükürler. Birlikte arındık, şifalandık, yükseldik. Bu salonda bir kişi var ki, ona özel olarak teşekkür etmek istiyorum", dedi.

Bana doğru döndü ve "Ruh kardeşime, içindeki çağrıyı duyduğu, onurlandırdığı ve gelip aramıza katıldığı için, cesareti, gücü, insani gayreti ve ışığıyla bizi onurlandırdığı için ona teşekkür ediyorum. O Türkiye'liymiş. Adını ve hayatını bilmiyorum ama onu tanıyorum", dedi.
Onunda gözleri yaşlıydı. Bense artık ağlıyordum. Sonsuz şükran duyuyordum.

"Teşekkür ediyorum kardeşim, ben de seni seviyorum", dedim.

Ölüm seremonisi sona ermişti. Yerdeki yaşam çiçeğinin üstüne meyvalar kondu ve Yaşam seremonisi başladı.

İnsanlar sessizlik içinde, naif gülümseyişleriyle yaşam çiçeğinin etrafına oturdular. Sessizce meyvalarını yediler.

Ruh kardeşlerime sarıldım. Birbirimize sıkı sıkı sarıldık. Müzisyen dostuma, parlament mavisi büyük babadan bahsettimde, 'biliyorum', dedi.

El ele tutuştuk, oturduk. Birbirimizi takdir ettik. Çok büyük insani gayretlerden geçerek o ana varmıştık. Yollarımız yine ayrılacaktı ama kalplerimiz birbirini hatırlıyor olmanın mutluluğunu asla unutmayacaktı.

3 seremoni boyunca Karanlıkla test edilmiştim. Onunla savaşacak mıydım, yoksa şükranla, sevgiyle gözlemleyecek miydim? Tarafsız gözlemci olup, ona nasıl bir ilizyon olduğunu gösterebilecek miydim? Bu boyutlararası görevimi ve öz kimliğimi sindirebilecek miydim(?)

Ben Kutsal Gökhan Atış, Strong Wings.

Şimdi, bu çağrıyı bekleyenlere sesleniyorum.

Hatırlıyor musunuz? Bu uyanışa birlikte hazırlanmıştık!!! Söz verdiğimiz an bu an!!!

Artık ışığınızı saklamayın. Mütavazi olmak öz ışığınızı saklamak değildir. Size bahşedilmiş olan tüm değerlerle parıldayın. Cesur olun. O ışıkla dansedin. Korktuğunuz her şey bir rüyadan ibaret. İsminizi, kutsallığıyla birlikte anın. Çünkü öyle kutsal, öyle güzelsiniz... yıldız ışıkları...

BEN KUTSAL ZEYNEP
BEN KUTSAL AHMET
BEN KUTSAL DİDEM
BEN KUTSAL JACKİE
BEN KUTSAL DÜRİYE
BEN KUTSAL ...

BEN BENİM
BEN BENİM
BEN BENİM

Bütün varlıklar kutsallıklarına uyansın ve öz ışıklarıyla parıldasınlar.

...

Bu 3 seremoniyi ve geçen 3 haftayı birbirinden ayırt edemiyorum. Sanki 3 haftanın tamamı bir ayahuasca rüyasıydı. Bu iki blog yazısıyla aktardığım deneyim ve edinimler yaşadıklarımın çok ufak bir bölümüdür. Bu aktarım benim görevimdir.

Ruh ateşim, ikiz alevim, kardeşim, eşim, dostum Yuuka da 3 seremoniden geçti. O da evrensel kahkahalarla güldü. Birbirimizi daha iyi anladık ve tanıdık. Aramızdaki dans sonsuzluk boyu devam eder...

Maya'yı da ruhani ışığıyla görmek, hatırlamak muhteşem bir deneyimdi.

Şükürler olsun Ayahuasca Annem. Sen mütavizilerin mütavazisi... Sen görünmez hizmetkarların görünmez hizmetkarı. Hiç rahatsızlık duymadan o güzel bedeninle karanlıkları yansıttın, uyanış getirdin. Her gün, dünyanın pek çok köşesinde, binlerce insan senin aynana bakıyor ve uyanıyor. Sonsuzluğuna şükürler olsun.

YARATANIM NE MUHTEŞEM BİR PLAN. Sonsuzluğuna şükürler olsun.


                                           (Eagle and Condor)

-----------------
7-22 Aralik  tarihleri arasinda  ( 2haftalik), Titicaca-Gunes adasi ve Kutsal Vadi 1 haftalik Ayahuasca retreat  icerecek, Ruhani bir Uyanis turu duzenleme arzusunu kalbimde duydum. Katilimcilarin hem fiziksel hem ruhani rehberligini yapacagim. Bir dahaki ayin yeni ay doneminde genel bir planlama yapmis ve facebook gurubunu kurmus olurum. Ilgileniyorsaniz, takipte kalin lutfen.

Bu blog sayfasını ilk kez bu yazı vesilesiyle ziyaret ediyorsanız "Nedir" sayfasına göz atmanızı tavsiye ederim.

Uzaktan görü şifa seansımızla ilgileniyorsanız, Heaven Earth Şifahane Blogumuzda, seanslar sayfasına göz atmanızı tavsiye ederim. ( http://yuuka-and-wings.blogspot.com/?m=1 )

Mucizeye yolculuk blog yazılarının dilediğiniz kadarını sosyal medyada paylaşmakta özgür hissedin. Bu blogun amacı ilham kaynağı olmak.

Mucizeye yolculuk blog yazılarının bir bölümünü ya da tamamını bir dergi ve ya kitapta yayınlamaksa isteğiniz bana email yolu ile ulaşabilirsiniz.
strongwings121212@gmail.com

Mucizeye yolculuğumuzu maddi manevi desteklemek istiyorsanız, yine aynı email adresiyle ulaşabilirsiniz.

Koşulsuz Sevgiyle





Thursday, 20 July 2017

19. San Pedro (Huachuma) Büyük Baba ve Ayahuasca Büyük Anne, Kutsal Vadi - Peru

Hastalık-şifa-tekamül-tekamül yardımcıları üzerine...

Ruhtan inen (yansıyan) enerjiyle, hayat denilen bu varoluş serüveninde an ve an oluşuyoruz ve oluştuğumuz şeyi deneyimliyoruz.
İnsan, ruhundan gelen isteklere kulak tıkadığında, ruhtan inenen enerji, akışkanlığını, parlaklığını, o yüksek frekansını kaybediyor. An ve an hayatı yaratan, daha doğrusu hayatın ta kendisi olan bu enerji sönükleşerek  kişiyi ileri taşıma gücünü kaybediyor. Ruhunun iradesine, yani Tanrısal iradeye kulak kapatanlar, sanki gece sürüşünde arabanın farlarını söndürmüş gibi oluyorlar. Sonsuz yardım, şefkat ve sevgiyle dolu olan bu evrende, yalnızlarmış, yardımsızlarmış gibi, karanlıkta yürüyorlar; duygularına kör, akılları karışık ve bedenleri esnekliğini yitirmiş, hastalanmış olarak.

Bu tekamül yolculuğunda tek başımıza, yardımsızca ve karanlıkta mı yürümeliyiz?
Yok mu bizi elimizden tutup çekecek, 'gel, yol burası' diyecek; hatta cephede yaralı arkadaşını koruyan asker gibi, sırtına alıp koşacak kimse? Yok mu bir kurtarıcımız; bir ilaç ya da bir şifacı, bir ruhani öğretmen?

Böyle bir kurtarıcı yok. Kurtarıcımız yine biziz. İçimizdeki lambaları yakacak olan biziz. Hiç bir şifacı, hiçbir ilaç, hiç bir ruhani öğretmen bizim tekamül yolumuzu bizim için yürüyemez, bizi şifalandıramaz. Ancak yardım istersek, bize mükemmel bir ayna olur. Hem bilinçaltımızdaki karanlığı hem bilinç üstümüzdeki aydınlığı bize olduğu gibi yansıtır. Bu aynada durumumuzu görür, anlar ve aydınlığa doğru yeni seçimler yapmaya başlarsak, yani ruhun isteğiyle uyumlu bir akışa başlarsak, kendimizi şifalandırmış oluruz.

Yardım hem var, hem de yok...

Şifa bize tutulan bir aynayla geliyorsa, hayatımızın her anı şifalanma potansiyelimiz var demektir. Çünkü etrafımız, irili ufaklı aynalarla dolu. Karşımıza çıkan her varlık bize bir ayna. Duyar, görür, anlarsak kızdığımız bir kimse, karanlık olan duygu ve düşüncelerimize ayna; bir kuş cıvıltısı ise doğamıza, güzelliğimize, ışığımıza ayna.

Gerçek rehber ve şifacı olan bir insan, yahut bitki, taş ya da hayvan ruhu bakabileceğimiz büyük bir aynadır.

Bu yazacaklarımı, Ayahuasca Büyük Annenin bana izin verdiği gibi yazıyorum. Dün gece bir seremonide içtim. İlacı hala, hem fizik bedenimde, hem de koşulsuz seven, merhametli, annecil enrjisiyle auramda.

Böyle dedi Ayahuasca Anne:

"Ben seni şifalandırmıyorum. Ben sana, seni yansıtıyorum ki göresin, bilesin, yaptığın tüm seçimlerin seni getirdiği son durumu... Dilersen sana gelecek olasılıklarını da gösterebilirim. Şu anda yürümekte olduğun yolun seni nereye vardıracağını, ve değişik seçimlerde bulunursan nereye varacağını... Ben geçmişinin, bu anının ve geleceğinin aynasıyım. Seçim senin"

Bu mesajın geldiği an benim için aydınlatıcı bir andı.

Daha başa gitmeli ve hem hikayemizi hem de ilaçla ilgili bilgiyi biraz daha açmalıyım.

Kutsal Balık

En son Blog yazısını yazdığımda, Peru-Titicaca gölü kenarında, Puno isminde bir kasabadaydık. 21 Haziran gündönümü seremonilerinden sonra, kalbimize doğan yeni bir isteği takip ettik. Uzun zamandır vejetaryan hatta büyük oranda vegan olmamıza rağmen, balık yedik. Bu, ruhumuzdan gelen bir istekti. Titicaca Anne, "yeyin çocuklarım, bu benim sizi kutsayışımdır. Işığınızı size yansıtışımdır", dedi. Bir dua olarak, bir seremoni olarak, balığın ve Titicaca'nın ruhuna şükranla yedik. Böyle bir lezzet olamaz. Yerken gözlerim yaşardı mutluluktan ve şükran duymaktan.  Balığın ruhu da mutluydu, Titicaca Annenin de, ve biz de. Eğer bu arzuyu aklımızla yargılasaydık, vejeteryan olmayı bir kimlik haline getirmiş oldaydık, bu balığın bize getirdiği fiziksel ve ruhani şifalanma olasılığını kullanamazdık.

Sonra kalbimize yeni istekler doğdu. Onları takip ederek Cusco şehrine geldik.

Cusco, bolluk, bereket, ve kuvvetli ruhani enerjisi nedeniyle insanları kendine çekmiş, İnca halkının üzerinde, köyler, kasabalar, tapınaklar kurduğu, Kutsal Vadi'nin kenarında bir şehir.

Cusco'dan da, Kutsal Vadi'nin karşı yakasındaki küçük bir kasaba olan Calca'ya davet edildik ve çekildik.

Kutsal Vadi & Vamoss

Zeynep ve Serdar ismindeki iki kardeşimiz bizi Cusco'dan alıp Calca'ya getirdiler ve hoşgeldin yemeğiyle de karnımızı doyurdular. Onlar, varlıklarını tatmin etmeyen, eski düzenlerini ve yaşamlarını arkalarında bırakıp, kalplerinden gelen arzuyu takip ederek, Peru'ya yeni bir hayat kurmak için gelmiş 2 guzel dost. Calca'da Cafe açmışlar. Serdar, simit, kek, kurabiye yapıyor. Bir sene de Macchu Picchu'da kalıp, tren istasyonunda gozleme, kofte ekmek ve kek yapıp satarak yaşamışlar. 
Kalbindeki sesi takip etmek cesaret ve tutku ister...


                                                Lemurian Light Zeynep & Serdar

Bizi, başka bir cesur ve tutkulu, Türk arkadaş olan Arda'nin açtığı 'Vamos Türk Evi' ile tanıştırdılar. Burası bir pansiyon ya da otel değil. Kutsal Vadi'nin yamaçlarında, cennet gibi bir köşede, bir ev. Arda olmasa bile ev açık, ve kendi kendini idame ettiriyor. Kalanlar belli bir miktar kalış bedelini eve veriyor. O paranın içinden, mutfaklıklar alınıyor, beraber yemek yapılıyor, beraber ev temizleniyor, evin yeni doğum yapmış köpeği Nefs ve evin kedisi İnti, ortak bakılıyor. Her gün içten ve kardeşçe paylaşımlarla dolu.
Vamoss'da kalanlar çoğunlukla Türk. Uzun yolculukları arasında bir ev molası vermiş yahut, Ayahuasca seremonisi için diyet ve inziva ihtiyacını görmek niyetiyle duraklamış kimseler. Evin büyüsünden midir, yoksa Kutsal Vadi'nin gücü müdür (?); kalanlar birbirlerine mükemmel ayna tutan insanlar ve evden ayrılmakta güçlük çekip, uzun uzun kalıyorlar.
Şimdiden 2. haftamızı doldurduk ve vaktin nasıl geçtiğini anlamadık. Burada bir aile gibiyiz. Yola çıkalı 3 ayı geçmiş. Ev hali çok hoşumuza gitti ve bizi dinlendirdi, aynı zamanda şifamız oldu ve olmakta.






Evin bahcesinde yaptigimiz Dolunay Arinma seremonisinden...


                                    O vakit. Vamoss Ailesi...


Uzun vakittir ismini duyduğumuz, kalbimizde de çağrısını sezdiğimiz, Wachuma Büyük Baba olarak bilinen eril enerjili şifa bitkisi ve Ayahuasca Büyük Anne olarak bilinen, dişil enerjili şifa bitkisiyle tanışmak için uygun yer, an ve bize bu tanışmada eşlik edecek doğru şamanı bekliyorduk.
Sanki o mekana ve an'a çok yaklaşmıştık.
Kaldığımız süre boyunca tuz, un, şeker ve bazı diğer maddeleri tüketmeyerek diyet yaptık ve Ayahuasca Büyük Anneyle karşılaşmamıza, düzenli yoga ve meditasyon yaparak, hem fiziksel, hem psikolojik olarak hazırlandık.

Wachuma- Huachuma-San Pedro 



İlk olarak Huachuma Büyük Baba ile tanıştırıldık. Huachuma, Andes Dağları'nın yükseklerinde yetişen bir kaktüs türü. İçinde, öte alemlere kapı açan, Mescaline isminde bir madde var. Mescaline'in ortaya çıkması için kaktüs kesilip 7-8 saat kaynatılıyor. Bu ilaç, Güney Amerika'da 3000 yıldır şifa içeceği olarak, şamanik seremoniler eşliğinde içilmiş.
Ayahuasca kadar sert olmadığı için, bir şaman eşliğinde olmadan da, tek başımıza içebileceğimiz söylendi.

Bunu şamanik ritüel deneyimleri olmayan birine tavsiye etmem.
Çünkü bu tür seremonilerde alan tutmak çok önemlidir. İlacın alındığı an, insanın zayıf bir anıdır; kendisini güvende hissetmek ister. Şaman- şifacı, hem madde hem ruh alemine hakim bir rehber olarak kişiye emniyette olma hissini verir, alanı ve kişiyi topraklar ve getirdiği ışık ile negatif varlıklardan korur, ilaç enerjisinin bedende akışına destek olur.

Adeti yerini bulması için  3 Huachuma seremonisi yapmaya karar verdik.
Evin anne yürekli ablası Elif ve diğer tüm kardeşlerimiz Maya ile annesi, babası, ablası, abisi gibi ilgilenince, biz de Huachuma seremonisine Yuuka'yla birlikte katılma şansını bulduk.

Arkadaşlarımızın tanıştırdığı, şamanlığından ziyade saflığına güvendiğimiz genç bir Peru'lu kardeşimizle ilk seremonimizi yaptık, ve geri kalan 2 şer seremonilik ilacı kendisinden teslim aldık. İlk seremonimizde gördük ki, ilacın etkisine rağmen kendi alanımızı tutabiliyoruz. O rahatlıkla , o hafta ikinci ve üçüncü seremonimizi de dağa çıkarak, Yuuka'yla birlikte yaptık.



Huachuma dede, bize aynasından neler yansıttı?

Bütün varlıkların birbirinin içinde var olduğunu yansıttı ve birliği deneyimletti.

Yanında oturduğum ağacın yaprağına baktığım vakit, yaprağın her bir zerresinde kendimi gördüm. Sonra kendime baktım ve kendi varlığımın tüm zerrelerinde o yaprağı gördüm. Sonra baktığım her şeyin tüm zerrelerinde kendimi ve içinde bulunduğum dünyayı gördüm. Sonra tüm zerrelerimde, bütün varoluşu gördüm. Fractal geometri... Herşey birbirinin içinde. Her bir zerrecik bir evren. Damlalardaki okyanuslar...

Meditasyonlarımda birliğin sezgisini deneyimlermişim...
Özellikle son Huachuma seremonisinde, birliği sezmedim; yaşadım.
Seremoniniyi üç defa tekrar etmenin, gelenek olması boşuna değilmiş. Verdiği deneyimler her seferinde biraz daha güçlüydü.
Anda olmayı ve her şeyin bilincinde olmayı deneyimletti. Anda olma farkındalığı, bilirsinizki, ortaya çıkar ve akıldan fırlayan ilk düşünceyle birlikte ortadan kaybolur.
İlacın ruhu, yaklaşık üç saat boyunca,  bizi hiç çıkartmaksızın anın farkındalığında demirledi, tuttu. Huachuma Dede, bu yaşattığı deneyimin nektarını, bilincimize akıtmamıza yardımcı oldu.
Yaratan'a, Gaia Anne'ye ve Huachuma Dede'ye adaklarımızı sunduk, davullarımızı çaldık, flütleri üfledik, şükrettik. Bize bahşedilen bu şifayı aldık.
3. Seremoniyi tamamladığımız yerde bu beyaz tüyleri buldum. Yanımızdaki derede yıkarken, Yuuka fotoğraflarımı çekti. Bir çok orb gözükmüş. Daha o sabah, rehber ruhlarımdan fiziksel bir temas rica etmiştim. Fotoğraflara bakarken yine gözlerim yaşardı. Yalnız değiliz...







Sonra, eski yaşamını arkasında bırakıp Peru'ya gelmiş, yaşlı ve güçlü bir Ayahuasca şamanının öğrencisi olmuş, şamanik inisiyasyon yaşamış, 7 senedir de bizzat Ayahuasca seremonileri yapan, Osman Abimizle tanıştırıldık. Kalbinden gelen arzuları onurlandıran bir başka güzel ruh O. Zamanlamamız, koşullar ve enerji, onunla Ayahuasca seremonisi yapmamıza izin vermedi.




Calca'daki ikinci haftamızda, Kutsal vadinin ortasında, kutsal nehirin kenarında, sevgi dolu ve samimi insanların kurduğu ve bir arada yaşadığı küçük, kuvvetli, ruhani bir komün; aynı zamanda ayahuasca seremonilerininde yapıldığı bir şifa merkezi bize bulduruldu.
Seremoniler gece olduğu için, dönüşümlü olarak Maya'yla kalıp, seromonilere ayrı ayrı katılmaya karar verdik.

İlk Ayahuasca seremonisine ben gittim.

Ayahuasca:




Banisteriopsis caapi vine (Ayahuasca) ve Chacruna bitkilerinin karıştırılıp, seremoni ve dualar eşliğinde kaynatılması ile ortaya çıkan şifalı içeceğe Ayahuasca, ruhuna da Ayahuasca Büyük Anne deniyor. Ayahuasca kelimesi, 'Ölüm Sarmaşığı' olarak tercüme ediliyor. Amazon Ormanların'da yetişen bu bitkilerin ilacı, (seremoniyi yaptığım yer için), yine Amazon Ormanların'da yaşayan bir kabilenin şamanı tarafından hazırlanıyormuş.

Chacruna bitkisi, DMT Molekülü (Ruh Molekülü) olarak bilinen bir madde içeriyor. Bu madde, Pineal Gland (3. Göz) ismindeki beynin ortasında bir bezde mevcut; doğumdan kısa süre önce, rüya gördüğümüz esnada ve ölümden kısa süre önce salınıyormuş. Bir de derin meditasyon esnasında salındığına (aktive olduğuna) inanılıyor.
Chacruna'daki DMT, tek başına alındığında aktive olamıyor. Yalnız Ayahuasca ile karıştırıldığında girdiği reaksiyon ile, midede hazmedilip salınabiliyor.
İnsana halüsanatif vizyonlar gösterebilen DMT, büyük öğretmen Ayahuasca ruhu tarafından bir sinema ekranı gibi kullanılıyor ve Ayahuasca Anne bu ekran ile bize görmemiz gereken her şeyi gösteriyor.

Seremoninin yapılacağı tapınağa akşam 4 'te girdim. Kubbeli yuvarlak bir yapıydı. Merkezinde mozaik çalışmayla yapılmış muazzam bir yaşam çiçeği vardı. Çatı daireseldi ve merkezi camdı. İnsanların yattıkları yerden yıldızları izleyebilmeleri hesaplanmıştı. Duvarlarda Ayahuasca şamanlarının yaptığı, ruhlar alemini gösteren tablolar asılıydı. Çember yükseklik olatak 3 kattan oluşuyordu. Yaşam çiçeğinin olduğu en alt katın yarım metre üstünde bir kat, yarım metre üstünde de bir kat daha. Bu üst iki kat düzenli ve aralıklı dizilmiş yer yataklarıyla doluydu. Her bir yatağın üstünde birer battaniye ve birer küçük kova mevcuttu. Çemberin bir ucunda, şamana ayrılmış özel bir koltuk ve çevresindeki ikişer koltukta da çeşit çeşit müzik enstrümanları vardı. Sitar, tabla, harp, flütler, Tibet çanları, şaman davulları...
Tapınağın enerjisi çok yüksekti. Henüz ortada şaman yoktu, ama mekan ruhlar tarafından tutuluyor, topraklanma veriliyor hissi vardı.


(internetten eski bir fotografini buldum.)

Yerimi seçip oturdum. Önce insanlar yavaş yavaş geldiler. Sonra da şamanımız, yanında 4 kişiyle birlikte belirdi. Venezuella'lı, 30'lu yaşlarında, bembeyaz giyinmiş, aurası da beyaz parlayan, meleksi enerjide bir kadındı. Seremoni akşam 7'de başlayacak ve sabah 1'de sona erecekti.
Bizden 'noble silence', sessizlik sözü aldı. Bütün seremoni boyunca konuşulmayacak ve her ne olursa olsun ses yapılmayacaktı. Sağına ve soluna oturan 4 kişi, meditatif müzisyenlerdi. Gece boyunca Ayahuasca şifa chantinglerini çalıp söyleyerek içsel yolculuğumuza eşlik edeceklerdi. Kubbe, yaşam çiçeğinin kenarlarında yanmakta olan 3 mumla aydınlanıyordu.

Şamanımız, bir kasenin içinde yanan, kutsal bitkilerden çıkan dumanı, uzun bir kartal tüyüyle süpürerek,  auramızı yüzeysel negatif enerjilerden arındırdı.
Şimdiye kadar şifa çemberlerinde alan tutan hep Yuuka ve bendim. Onun için bu seremonide geri planda oturmak ve güvenerek kendimi teslim etmek ilk başta farklı, sonra rahatlatmış hissettirdi. Yapmam gereken hiç bir şey yoktu.

Herkesin sırayla, kısa kelimelerle, ismini, geldiği ülkeyi ve Ayahuasca içmesine sebep olan motivasyonu paylaşmasını istedi. Yirmi beş kişi kadardık. Amerika'lı, Peru'lu, İngiliz, Japon ve bir Türk'tük. Bir kişi, 'hayatımda netlik istiyorum, aklım karışık, ne yapacağımı bilmiyorum' dedikten sonra, çoğunluk bu cümleyi tekrar etti.
Sıra bana geldiğinde, ben her zaman duamda yer verdiğim, arzumu bildirdim:

"Yaratan'ın iradesine teslim olmamda ve kutsal olan varlığımı kabulde, ne direncim varsa, onu saf sevgiye, ışığa, birliğe dönüştürmeye niyet ediyor, ve Ayahuasca Büyük Anne'den bu uğurda yardım diliyorum", dedim.

Bundan başka ne isteyebilirim ki...

Üzeri İnca Sembolleriyle işlenmiş, kemikten bir seremoni bardağına Ayahuasca'yı doldurdu. Sırayla, gidip önünde oturmamızı, bardağı elimize aldığımızda Ayahuasca'nın ruhuna bağlanıp niyetimizi içimizden tekrar etmemizi ve sonra bir dikişte, olmuyorsa, en fazla iki defada içeceği bitirmemizi istedi.

Sıramı beklerken, bütün gün boyunca, defaatle seslendiğim, bağlandığım, yüksek benliğime, rehber ruhlarıma bağlandım ve yardımlarını diledim.
Sıra bana geldi ve gidip şamanın önüne oturdum.
Bardağı göğsüne yaslayarak dua etti ve ellerime uzattı.
Bedenime geçen enerji dalgası yerimde titretti ve "wooow" dememek için kendimi tuttum. Elime bu güne kadar aldığım en güçlü kristalden kat ve kat kuvvetli bir enerjiydi. Kırmızı, kekremsi kokulu, tortulu bir içecekti. Kendime gelip gözlerimi kapattım. AYAHUASCA ANNE dediğimde, pembe ve yeşil, iki renkli bir enerji beni sarıp sarmaladı.
Niyetimi, tüm kalbimle hissederek yineledim. Bardağı havaya kaldırıp, "Hayat için" diyerek, bir dikişte içtim. Ağzım ve midem bu yeni ve sert tadı kabul etmeye çalışırken, etrafımı saran pembe ve yeşil enerji karnıma indi. Artık hem fiziksel hem enerji olarak içimdeydi. Karnımın ortasında sert bir top gibi hareketsizce durdu.

Yerime döndüm. Saniyeler içinde fiziksel değişim başladı. Hafif karın ağrısı, hafif bulantı, hafif üşüme. Her kesin Ayahuasca'yı içmesinden sonra mumlar söndürüldü. Artık zifiri karanlıkta ve sessizlikteydik.

İçtikten saniyeler sonra istifra edenler oldu.

Ayahuasca, insanın bilinciyle çalışmaya başlamadan evvel, bedendeki zehirleri toplayıp, istifra, ve ya ishal olarak dışarıya attırıyor. Aceleyle dışarı, tuvalete koşturanlar oldu.
Mide bulantısı, karnımdan başıma doğru, uyuştururan ve yakan sıcak bir enerjiyle birlikte yükselmeye başladı. Sarhoş oldum. Henüz vizyon yoktu. Ölüme doğru yaklaştığım sezgisi vardı. Şükrettim. "Yaratanım, sana teslimim. Eğer son nefesimi vermemse isteğin, şimdi veririm. Tamamlanmamış hiç bir şey bırakmadım geride", diye dua ettim. Şükrettim beni böyle büyük bir öğretmenle karşılaştırdığı ve böyle büyük bir sınavla sınadığı için.

Ayahuasca anneye şükrettim, şükrettim, şükrettim. Karnımdaki pembe enerjinin Ayahuasca olduğunu, yeşil enerjinin Chakruna - Dmt olduğunu şimdi anlıyorum.
Yeşil enerji ve pembe enerjinin ortasında altın rengi enerji patlayarak açıldı. Bu Dmt'nin salınımı olmalıydı. O sıra müzik başladı. Şamanın sesi bir meleğin sesi gibi geliyordu. Farkettim ki artık bedenim benim kontrolüm dışında hareket ediyordu. Şarkıyla birlikte dansetmeye başladım. Ellerim, parmaklarım, boynum, iki yeşil yılan gibi dansetmeye başladı. Ve dansederken , ani, sert, ummadık hareketlerle odanın merkezine doğru, bedenimden çıkan enerjileri atmaya başladım. Mide bulantım giderek azaldı. Ağzım yırtılıcasına defalarca esnedim, gözlerimden yaşlar aka aka. 

Sonra midemde açılan altın enerji tüm bedenimi sarsarak 3. Gözüme, alnımın ortasına geldi. Fizik dünyanın ötesinde açtım gözlerimi.

Bu noktadan sonra anlatacaklarım Ayahuasca'nın bana gösterdikleri. Yalnız, bu dünyaya ait olmayan bu görüntüleri, dünya boyutunun sınırlı dil olanaklarıyla, kelimelerle olduğu gibi anlatabilmem mümkün olmayacaktır. Belki bir nebze esansını aktarabilirim. Renklerin canlılığını, değişkenliğini, keskinliğini, anlatamam.

Parlament mavisi pelerin giymiş, kapişonunu kafasına geçirmiş, beyaz sakallı,  kör bir adam gördüm. Bilge adammış O. Neden göremiyorsun, diye sordum.
Görüyorum, dedi; asıl sen göremiyorsun.

Bir el hareketiyle beni çekti, bedenimden çıkarttı, kendi 3. Gözünün içine soktu.
Sonra görmeye başladım.
Bir Maya piramiti gördüm tam önümde. Tırmanmaya başladım. Ama ben tırmandıkça basamaklar çoğaldı, ayağımın altımdan kayıp gitti. Yukarı doğru koşturdum. Bir taraftan odadaki müziği duyuyor, ne yapmakta olduğumu biliyor, bir taraftan da başka bir gerçekliğin içinde mücadele veriyordum. Karanlık bulutlar çöküverdi. Her yer karanlık oldu, piramit kayboldu.
Öldüğümü bildim. Bilincimin çok ufak bir kırıntısı odayı ve seremoniyi hatırlıyordu; çok daha büyük bir bölümü kim olduğumu, nerede olduğumu unutmuştu. Derinlerde bir yerde, bana bahşedilmiş olduğunu bildiğim beyaz ışığı gördüm. Bu küçük ışık kalbimin merkeziydi.
Sesli sesli konuşarak (gerçekten ses yaptım mı bilmiyorum), şunu ilan ettim:

En karanlık olan karanlıkta dahi, kim olduğumu biliyorum
En karanlık olan karanlıkta dahi, kim olduğumu biliyorum
En karanlık olan karanlıkta dahi, kim olduğumu biliyorum

Ben Yaratan'ın ışığıyım
Ben Yaratan'ın sevgisiyim
Ben Yaratan'ın merhametiyim

Sonra karanlıkta, iblislerin, şeytanların, türlü türlü yaratıkların yüzlerini görmeye  başladım. Hepsi benim savaşmamı istiyordu.
"Savaş benimle" dediler.

Elime kılıç vermek istediler.

Işığıma tutundum.
Tekrar tekrar söyledim:

Ben Yaratan'ın ışığıyım
Ben Yaratan'ın sevgisiyim
Ben Yaratan'ın merhametiyim

Yaratanın sonsuz sevgisi kalbimden sel olup taşmaya başladı. Savaşmamı isteyen bu varlıklar belki benim benlerimdi, egomun parçalarıydı, gelmiş geçmiş tüm yaşamlarımda savaştığım düşmanlarımdı, ve aynı zamanda gerçekten cehennemin ev sahipleriydi. Kalbimden akansa sevgi ve merhametti.
Hüngür hüngür ağlayarak yürüdüm. Bu ağlama onların acısını, nefretini, kederini hissedişimdendi.

Ölmüştüm ve cehennemden geçiyordum. Özüme, ışığa gidebilmem için, buradan geçmem gerekliydi.

Onlara acımıyordum. Onların körlüğüne ağlıyordum. Onlar için iyi dileklerde bulunuyordum. Bir gün sizde göreceksiniz diyordum. Belki 3 saat kadar bu cehennemin içinde ilerledim.
Elimden tutan, çeken, kurtaran yoktu. Bu yol, benim tek başıma yürümem gereken bir yoldu.

Yürürken yürürken, yüzer oldum, uçar oldum. Danseder gibi süzülür oldum. Dalganın ta kendisi oldum.

Bu bilgiyi sindirdim:

"Hayat evrensel enerjinin dansıdır. Bu dansı bilmeyen ölmeyi de bilemez. Çünkü ölüm ve sonrası da danstır."

Sonunda ışığa vardım. Koruyucu meleklerim ellerimden tutarak karşıladılar. Aşağıya baktığımda, boyutları birbirinden ayıran, zar, ya da kılıf gibi, örülmüş bir enerji ağı gördüm. Bütün o karanlığı, orada, olduğu yerde tutuyordu. Bir süre daha ağladım. Bu mutluluk muydu?

Yoksa hala onların üzüntüsüne mi ağlıyordum?

Belki ikisi birden.
Kederi ve sevinci aynı anda yaşıyordum.

Sonra bu ağlayış değişik bir fiziksel acıya  ve aynı anda hazza bıraktı yerini.
Doğuruyordum...
Odadaki varlığımı fiziksel acı yüzünden hatırladım. Müziği duymaya başladım. Doğum tüm gerçekliğiyle devam ediyordu. Kasılmaların arasında, güçsüz kollarımı kaldırıp sakallarıma dokundum.
...ama nasıl?, diyebildim.

Bir gülme geldi bu ilahi şakaya. Gülerken kasılma birden artıveriyor, can acısıyla ağlıyorum, sonra dinince yeniden gülüyorum ve bir taraftan da yükselen seksüel bir haz hissi var. Sonunda zorlu bir ıkınmayla karnımdaki o büyük küreyi çıkartıyorum. Dünya çıkıyor içimden. Cennet gibi bir Dünya. Üstündeki bütün varlıklar birbirine ilahi sevgiyle bağlı, hiç kimse hiç kimsenin canını acıtmıyor. Dünya tüm zehirlerinden arınmış. Işıl ışıl, pırıl pırıl.

Yine cennetteyim... Tırmanan seksüel enerji omurgamı delercesine yükseliyor. Yine odadayım... Gözlerim, öyle hissediyorum ki 180 derece içe dönmüş, dilim geri dönmüş boğazımı neredeyse tıkayacak bir pozisyonda beynime içeriden baskı yapıyor. Ellerim, kollarım havada bir birlerine dolanmış, kenetlenmiş, değişik bir mudra halinde. Bunun kundalininin yükselişi olduğunu biliyorum. Taç çakramdan aşağıya, bütün zerrelerime yayılan haz var. Sonra birden tüm bedenimin kontrolünü geri kazanıyorum ve yorgunca yer yatağına yığılıyorum.
Sanırım bu 5 saat süren bir yolculuktu.

Seremoninin belki son saatiydi. Ayahuasca Anneyle daha bilinçli iletişim kurabildim. Ona sordum:
"Ayahuasca Annem. Bu benim görevim; senin kutsallığını, gücünü, kudretini anlatmalıyım. Seni insanlara nasıl anlatmamı istersin?"

Böyle dedi Ayahuasca Anne:

"Ben seni şifalandırmıyorum. Ben sana, seni yansıtıyorum ki göresin, bilesin, yaptığın tüm seçimlerin seni getirdiği son durumu... Dilersen sana gelecek olasılıklarını da gösterebilirim. Şu anda yürümekte olduğun yolun seni nereye vardıracağını, ve değişik seçimlerde bulunursan nereye varacağını... Ben geçmişinin, bu anının ve geleceğinin aynasıyım. Seçim senin"

O an yaptığım işi, şifacılığı, rehberliği daha iyi anladım. Şimdiye kadar aracılığımla şifa bulmuş birileri var idiyse, onlar kendilerini şifalandırmışlardı.

Birden Ayahuasca annenin içinde beni, benim içimde Ayahuasca Anne'yi gördüm.

Ben Benim
Ben Kutsal Benim.

Yine yaşlar süzüldü gözlerimden.

Bir süre sonra yeni bir şey istedim:

"Ayahuasca Annem, beni, bu dünyanın dışından gelmiş, insanlığın dönüşümüne ve yükselişine hizmet eden, zeki ve sevgi dolu varlıklarla buluşturur musun?"

Ve vücudumun kontrolünü bir kere daha kaybettim. İki elim kalbimin önünde birleşti ve yukarı doğru dalgalanarak yükseldi. Boynum geri yattı, üçüncü gözüm göğe döndü. Frekansım yükseldi, yükseldi...
Kedi yüzlü, insan bedenli bir varlıkla buluştum. Ellerimi tuttu.
"Biz Sirius A gezegeninden geldik. Işık yolunu sizlerle paylaşmak için buradayız", dedi.

Aynı şey oluverdi. Ona bakarken kendimi gördüm. Kendim de de onu.

Sonrasını hatırlamıyorum. Bir süre sonra kendimi, oturduğum yerde zevkle müziğe dansederken buldum.

Ayahuasca anneden son bir istekte bulundum:

"  Bu yolculukta çok şey yaşadım. Lütfen yarın uyandığımda hatırlamama yardımcı olur musun ?"

Hatırlamam gerektiği kadarını hatırlayacağımı sezdim. Şükrettim.

Seremoninin sonu gelmişti. Mumlar yakıldı. Müzisyenler ve şaman da ayahuasca içmişlerdi.

Müzisyenlerden biri aldığı şu mesajı bizlerle paylaştı:

"Ruhani olmanın, kaç kutsal geometri dövmesi yaptırdığınızla ilgisi yok,
Hangi kutsal tapınakları ziyatet edip fotoğrafladığınızla ilgisi yok,
Ayahuaska'yı kaç kere içtiğinizle, kaç farklı kutsal ilaç denediğinizle ilgisi yok,
Hangi mantraları ezberlediğiniz ve ne kadar hızlı okuduğunuzla ilgisi yok,
Bir yoga pozisyonunu ne kadar mükemmel yapacağınızla ilgisi yok,
Hangi meditasyonla, hangi Tanrı'ya ve Tanrıça'ya bağlanacağınızla ilgisi yok,

Ruhani olmak, bütün varlıklar olarak bir büyük aile olduğumuzun farkında olmak; baktığımız her varlıkta kendimizi görebilmek, bütün varoluşu kendimizde görebilmek ve sevgi ile saygı ile, bir aile olarak, BİR olarak, kardeşçe yaşayabilmek...
Bir aileyiz; BİRİZ"

Bu mesaj getirdiği enerjiyle, hepimizin kalbine ve aklına dokundu.

Yaşam çiçeğinin üstünde yanan 3 mumun ışığında, yere konulan çeşit çeşit meyvaların etrafında oturduk. Bir kutlama, bolluk ve bereket hissi duyduk.
6 saat boyunca kendi karanlığı ve ışığıyla yüzleşmiş insanlar, şimdi fiziksel dünyada olduklarını hatırlıyor, birbirlerinin, sırtına, omzuna, dizine, anlayış ve sevgiyle dokunuyor, birbirlerine gülümsüyordu.
Bazı kimseler seremoni boyunca uyuyup kalmış, ben neredeyim, burası neresi , gibi bir hisle bakıyordu. Bazıları, bu mu yani(?) , der gibi bakıyordu, bazıları heyecanla yaşadıklarını yanındakilere anlatıyordu. Şükranla sessizce oturdum. O gün oruç tutmuştum. Meyvalar lezizdi. Yaratan'a, Gaia Anne'ye, Ayahuasca Büyük Anne'ye tekrar tekrar şükrettim.

Sonra şamanımız ayrıldı, ve her kes seremoni boyunca oturduğu yer yatağında uyudu.

Sabah 7 de her kes ayrılmıştı. Tek başıma kalmıştım. Tapınağı temizledim, pencereleri açıp havalandırdım, arındırdım. Şükran hissimi fiziksel olarak da ifade edebilmiş olmanın mutluluğunu yaşadım. Yaşam çiçeğinin üstünde bağdaş kurup meditasyon yaptım. Kahvaltımı da meyvalarla edip Vamoss Türk Evinin, samimi, sevgi dolu havasına döndüm.
Duş aldım. Derimin üstünden yapışkan bir sıvı temizlendi ; gece boyunca bedenimin attığı zehirdi. Gözle görmek mümkün değildi ama elle dokunduğumda hissedebildim. Sanki bedenimi kaplayan bir kozadan çıkmıştım.

Bu gün seremoniden sonraki 3. Günüm. Hala diyetteyim. Ayahuasca'nın enerjisini hala bedenimde hissedebiliyorum. Dün birden bire, yolda yürürken, sağ akciğerim ve sırtım, bıçak giriyormuşçasına sancılandı. Sağ akciğerimden bir blokaj enerjisi serbest kalıverdi ve rahatladım.

Ayahuasca'nın aynasında gördüklerimi sindirdikçe, fiziksel, duygusal, akılsal, ruhsal şifam ilerleyecek.

Bu uzun yazının sonuna gelirken yine naçizane bir iki uyarı ve tavsiyede bulunmak istiyorum. Fiziken ve ya ruhen genç olan arkadaşlarımızın bu yazıyı okuyup, Ayahuasca'yı uyuşturucu olarak değerlendirmelerini istemem.
Ayahuasca, Huachuma, Peyote, DMT, Mantar, Marihuana gibi kutsal ilaçlar, bu dünyada insanların merakına cevap vermek için bulunmuyorlar. Bu ilaçları bütünün hayrına, kendini bilmek ve şifalandırmak niyeti dışında, bir eğlence ya da kaçış aracı olarak kullanan insanlar ciddi akıl ve ruh bozukluklarına düşebilir.  Bu kutsal ilaçların ruhları bilgedir ve özgür iradenize saygılıdır. Bir akıl hastalığına ve bağımlılığa düşmeniz seçiminiz ise, buna da saygı gösterir, izin verirler. Bilgece seçin. Ne bu kutsal ruhların, ne  kristallerinizin, ne de şifacıların bağımlısı olmayın. Aynaya değil, aynada gördüğünüze aşık olun. Bu sizsiniz. Aydınlığınız ve karanlığınızla bir bütünsünüz. Bütün olmak, şifanızdır.

Ayahuasca ve ya Huachuma ile tanışacaksanız, benim ve ya bir başkasının anlattığı deneyimleri kendinize kıstas olarak almayın. Bu ruhlar ile ne derece derin iletişim ve etkileşim kurabileceğiniz sizin bilinç frekansınıza ve içtenliğinize bağlı. İçtenliğinizi kendinize ve o ruhlara gösterin. Kendinizi bu buluşmaya meditasyon, dua, diyet ile hazırlayın. Turistik bir yolculuğun son macerası, yapılacaklar listesindeki bir madde olarak görmeyin.

Huachuma'nın tek başına  içilmesini her kese tavsiye etmem.
Ayahuasca'nın tek başına içilmesini ise hiç kimseye tavsiye etmem.

Uyanışın yalnızca böyle ilaçlar ile mümkün olabileceği yanılgısına düşmeyin. Meditasyon, kendine bakma, gözlemleme ve kendini bilme sanatıdır. Şifanın ve aydınlanışın yoludur. Oldu ki ilahi plan bu kutsal ilaçları karşınıza çıkardı ve kalbinizden gelen bir çağrı ve mutluluk duydunuz, o zaman size uzatılan bu evrensel yardım elini şükranla tutun. Kalbinizdeki çağrıyı onurlandırın ve gerekiyorsa o eli tutmak için binlerce kilometre yol gidin.

Bütün varlıklar evrenden gelen müziği duysun; dansedercesine yaşasın, dansedercesine ölsün, dansedercesine ölümün ötesine yol alsın!
Bütün varlıklar, kutsallıklarına, sonsuzluklarına, Birliğe uyansın!
Ve kalbimde gördüğüm öyledir.
Ve gelecekte gördüğüm öyledir.
Şükürler olsun.

Ayahuasca Annem beni bir kere daha çağırıyor. Ayna çok büyük ve bir defada her şeyi görmek, anlamak, sindirmek mümkün olmuyor.  Bir iki gün içinde Yuuka ilk Ayahuasca seremomisine katılacak.
Dört gün sonra da ben ikinci seremonime katılacağım.

Uzaktan görü seansları vermeye, bu inziva nedeniyle 1 aylığına ara verdim.

Anlatılacak daha ne çok şey var.
Bir sonraki blog yazımda tırmandığımız 4300 metredeki Pitusiray dağı var...
---



Bu blog sayfasını ilk kez bu yazı vesilesiyle ziyaret ediyorsanız "Nedir" sayfasına göz atmanızı tavsiye ederim.

Uzaktan görü şifa seansımızla ilgileniyorsanız, Heaven Earth Şifahane Blogumuzda, seanslar sayfasına göz atmanızı tavsiye ederim. ( http://yuuka-and-wings.blogspot.com/?m=1 )

Mucizeye yolculuk blog yazılarının dilediğiniz kadarını sosyal medyada paylaşmakta özgür hissedin. Bu blogun amacı ilham kaynağı olmak.

Mucizeye yolculuk blog yazılarının bir bölümünü ya da tamamını bir dergi ve ya kitapta yayınlamaksa isteğiniz bana email yolu ile ulaşabilirsiniz.
strongwings121212@gmail.com

Mucizeye yolculuğumuzu maddi manevi desteklemek istiyorsanız, yine aynı email adresiyle ulaşabilirsiniz.

Koşulsuz Sevgiyle