Tuesday, 23 May 2017

15. Bağımsızlık ve Yalınlık- Sucre, Bolivya

Yazılacakların bardağı öyle doldu ki, bu sabah dört'te uyandırdı beni ve kalk yaz, dedi.

 

Santa Cruz'dan Potosi'ye, yaklaşık 12 saatlik bir otobüs yolculuğu yaptık.
Tam yolculuğa başlamadan evvel Maya ateşlendi. 30 C Aconite homeopati ilacı yarım şişe suya karıştırıp gece boyunca 5-6 kez verdik. Sabah 6 'da Sucre'ye vardığımızda 1 defa istifra etti. Sabah 7'de otelimize varıp, 2 saat uyuyup uyandığındaysa hiç bir şeyi kalmamıştı. Nerdeyiz, diye sordu. "Yeni evimize mi geldik?"  

(Homeopati antik zamandan gelen bir bitki özleriyle şifalandırma yöntemi).

(Tüm doktorlara ve tıp insanlarına en içten saygı ve sevgimle) Maya'yı batı tıbbının, insanlığı ilaç bağımlısı yapan, bağışıklık sistemini kıran, kendini şifalandırma gücünü çalan yöntem ve dayatmalarından koruyabilmek için hastanede değil, evde doğurmuştuk. Duyan da doğumu ben yaptım sanacak. Aslında yarı yarıya ben de yaptım diyebilirim. Yuuka'yla doğum anını beklediğimiz saatlerde adeta bir olmuştuk. Onun çektiği sancıyı hissedebiliyordum. Yarı çıplaktık.  Kış soğuğu bir gece, doğum odamız sıcaktı; oda mum ışıklarıyla aydınlanıyordu; cd çalarda Reiki enerjisi ve Yunus seslerinin karışımı, sakinleştiren bir müzik çalıyordu. Yuuka eski çağlardaki kadınların yaptığı gibi, doğumu ayakta durarak karşılıyordu ve ben kimi zaman sırtına masaj yapıyor, kimi zaman sıcak sulu havlularla karnını, belini, sırtını ısıtıyordum. Birlikte evrenden inmekte olan enerjiyi sese dönüştürüp chanting yapıyor, yunusların sesine karışıyorduk. 
5 saatlik doğum sancısından sonra, saat sabah 04:55'ti Maya'nın saçları gözüktüğünde; sonra da kafası. Boynuna dolanmış kordonunu çekip başı serbest bıraktığımda... Sonra bütün bedeniyle bir balık gibi, rahim suyuyla birlikte dışarı fırlarcasına çıktığında...
Havada yakalayıp yüzümün önüne getirdiğimde, ağzını ve burnunu dolduran sıvıları emip tükürdüğümde ve o nefes almaya başladığında... Gözlerini açtığında... Kısaca ağlayıp, sonra gülümseyip sakalımı çektiğinde, saat hep 04:55'ti.
Zaman mı donmuştu neydi? 
Adeta donmuştu. Odayı, bedenlerimizi, varlığımızın derinliklerini titreten bir nevi orgazm veren, o büyük kozmik enerji dalgasını süren Maya, Koruyucu Melekleri ve Rehber Ruhları, zaman-mekan ağı ve realite algımızı delerek hayatımıza girmişlerdi. 
Yere uzanan Yuuka'nın üstüne koydum Maya'yı. Kendi çabasıyla, iç güdüsüyle memeyi arayıp bulmasını ve emmeye başlamasını izledik hayranlıkla. Göbek bağını kesmedik dört gün boyunca. Kapılarımız kilitli, telefonlarımız kapalı, en ilkel ve en kutsal kadın-erkek-çocuk-aile deneyimimizdi bu. 
Göbek bağını organik calendula yağıyla yağlayıp tertemiz bezlerle sardık. Dört gün içinde göbek bağı kurudu ve sonunda kendi kendine düştü. 

Bu kısa süre içinde Maya, bizim pek çok hayat ve bu hayatın pek çok senesi boyunca, türlü zorluklar neticesinde öğrendiğimiz ve hala öğrenmekte olduğumuz iki derin, iki ruhani dersi, hayatının ilk günlerinde edinmiş oldu. 

Birincisi, kendini hazır hissettiğinde kendi çabasıyla dünyaya gelmesi (hiç bir ilaç zorlaması olmadan) ve yine iç güdüsüyle ve çabasıyla, yardım almadan memeyi bulup emmesinden doğan, hayatta kalmak için kimsenin yardımına ihtiyaç duymaması ve iç güdülerine kuvvetle güvenmesi.
İkincisi, göbek bağını artık ihtiyaç duymadığı anda, kendi rızasıyla bırakmasından doğan, eklentileri bırakma gücü.

Bağımsızlık ve yalınlık. Bu iki değeri ne derece sindirebildiğimiz, hayatımızın şeklini, rengini, kokusunu belirliyor.
Bağımlılıkları ve ağırlıkları olan insanların enerjileri donuk, çürük, gri, ağır, kederli, korkak...
Bağımsız ve yalın olan insanlar ise bir o kadar akışta, hafif, ışık, parlak, mutlu, özgür...

Yuuka ve ben, bağımsızlık ve yalınlık yolunda nice dersler aldık. Korkularımıza rağmen yürüyebilmeyi ve en sevdiğimiz dediğimiz şeyleri ve kimseleri sevgiyle bırakabilmeyi öğrendik. Sucre'deki son günümüzde yaşadığımız olay ise, daha hala alacak dersimiz olduğunu, bu konuda sindirecek değerler kaldığını bize gösterdi. 

Onu anlatmadan önce, biraz başa döneyim. Sucre'ye vardık. 16-17. Yüzyıllar İspanya'sı tadında, katedrallerle, irili ufaklı kiliselerle, uzun beyaz sütunlu binalarla dolu; Arnavut kaldırımlı sokaklarıyla, sevimli, küçük bir şehir bu Sucre; diğer pek çok Bolivya şehri gibi. Kalbime acı veren de buydu.

 

Dünya Anneyle barış içinde yaşayan yerli halklar, kendini evrimde diğer varlıklardan üstün sayıp, bütün dünyayı ve insanlığı yönetmek isteyen karanlık varlıkların avucundaki devletler tarafından saldırıya uğramasaydı, evrimleşmeleri huzur ve barış içinde devam edebilseydi, bu gün dünya nasıl bir yer olurdu? Biliyorum ki evrende sebepsiz ve gereksiz, rastlantısal tek bir olay olamaz. Her şey Yaratan'ın ilahi planında var ve bütünün evrimi, aydınlanması için gerekli. Kalbimde duyduğum acının asıl sebebi o yerli halkların yaşadığı acılarda benim de henüz bağışlayamadığım bir payım olmuş olmasıydı. Bir asker, bir general, bir devlet lideri olarak değil; bir rahibe olarak. 

Gemiler dolusu İspanyol askeri, peşlerinde onlarca rahip, yüzlerce iş gücü oluşturacak insanla birlikte bu topraklara ulaşmıştı. Savaş taktiği bilmeyen, gece silahlanıp nöbet bekleyen ama gündüz düşman beklemediği için tarlasında, işinde gücünde çalışmaya giden bu yerli halkın üzerine çullandılar. Önce fiziksel dirençlerini kırdılar. Sonra geri kalanların akılsal ve ruhsal dirençlerini kırdılar. Bu noktada rahip-rahibe misyonerler onlara korkmaları gereken bir Tanrı olduğunu, onun cehennemiyle cezalandırıp, cennetiyle ödüllendirdiğini anlattılar.

Ben oradaydım. Bunu kalbim biliyor. 

2400 metre yükseklikteki Sucre'nin sokaklarında dolaşırken içimden hiç kiliselere girmek gelmedi. Her yerde Coca cola afişi, hollywood hayranlığı, İspanyol askeri adetlerinin devam ettiği, şehir  meydanında marşlı bandolu sabah bayrak töreni; bayrak Bolivya bayrağı olsa da selam durdukları büst bir  İspanyol generalinin büstü. Sokak başlarında televizyonda Amerikan güreşi izleyen topluluklar, tişörtlerinde karanlığın sembolleri gençler. Bolivya'nın yerli halkını nasıl kırdılarsa zamanında ve sonra emperyalist sistemi nasıl giydirdilerse üzerlerine, öyle kalmış.
Muhakkak güzel şeyler ve büyük uyanışlar da oluyordur bu ülkede. Dünya üstünde tek bir ülke yoktur ki bu uyanış çağından payını almasın. Çünkü büyük uyanışın katalizörü olacak olan ruhlar dünyanın her bir yerine serpiştirilmiş ve ruhani görevine uyanmıştır, uyanmaktadır, uyanacaktır.

Ayaklarım sonunda beni Recoleta Manastırına getirdi.

 

Manastırın girişinde, soy ağacı benzeri bir tabloda bu manastıra öğretmenlik ve yöneticilik yapmış kimselerin tarihi çizelgeye göre resimleri ve adları vardı. Orada kalmak istediysem de rehberimiz bizi beklemeden ilerlediği için tablonun resmini çekip peşinden koştum. Yuuka ve Maya turist modundaydı ama benim kollarımın tüyleri ayağa kalkmıştı. İçimden de ağlamak geliyordu. Karışık koridorlarda, kapısı ziyaretçilere kapalı bir bölgenin önünden geçerken durup rehbere sordum:
"Bu taraf öğrencilerin yatak odaları mı?"

Evet, dedi.
 Gözlerim doldu.
Biliyorum, dedim. Ben burayı biliyorum.

Kendime hakim oldum.

Sonra bahçede 1500 küsür yaşında bir ağacın yanına getirildik.

Bir rahibeydim burada ve bu ağacın karşısında pek çok oturup onu izlemiştim. 

Ağaca sarıldım. Sarılırken birden kuvvetli bir vizyon açıldı aklımda. Daha önce duymadığım kadar kuvvetle duydum rehber ruhumun sesini:

Vizyonumda manastırın girişinde görüp resmini çektiğim öğretmen ağacı vardı.
Ses ise, Sen ağacın onaltıncı dalındasın, dedi.

Telefondaki resmi açtım. Yukarıdan aşağıya doğru saydığımda en alt dal 16. daldı ve hiç tereddüt etmeden soldaki dala ve hiç tereddüt etmeden o daldaki bir kadının resmine baktım. Bu bendim, dedim. 

Sonra yaşlı ağaca bir kere daha sarıldım. 

"Geçmiş yok, gelecek yok. Spiral evrensel zamanda yalnızca bu An var."

Bu an'da, 1601 yılında Rahibe olan Ben ve 2017 deki Ben bir birimizi hissettik.
O, geleceğe dair evrensel bir sezgi edindi. Bense, onun Bolivya'nın yerel halkı için duyduğu endişeyi, üzüntüyü duydum. O ağaca dokunuyordu; ben sarılıyordum. Kendimi sevdim. Tüm boyutlarda, tüm zamanlardaki beni sevdim. Hepsi bir enerji, Bir Bilinç, BİR.

 

 

 Maya'nın hayatının ilk günlerinde edindiği, bizimse Sucredeki son günümüzde bir kere daha testine tabii tutulduğumuz eklentileri bırakmak ve yalınlıkla ilgili sınavımızı bir sonraki blog yazımda paylaşacağım.


Bütün varlıklar kendilerini bağışlasınlar. Bütün varlıklar kendilerini sevsinler.
Bütün varlıklar bu ayrılık yanılgısından uyansınlar!

Ve öyledir
Şükürler olsun.


Aşağıdaki fotoğraf Recoleta Manastır'ının önündeki meydanda, gün batımında çekildi. Bu gün batımını kaçıncı izleyişim?
 

---

Bu blog sayfasını ilk kez bu yazı vesilesiyle ziyaret ediyorsanız "Nedir" sayfasına göz atmanızı tavsiye ederim.

Uzaktan görü şifa seansımızla ilgileniyorsanız, Heaven Earth Şifahane Blogumuzda, seanslar sayfasına göz atmanızı tavsiye ederim. ( http://yuuka-and-wings.blogspot.com/?m=1 )

Mucizeye yolculuk blog yazılarının dilediğiniz kadarını sosyal medyada paylaşmakta özgür hissedin. Bu blogun amacı ilham kaynağı olmak.

Mucizeye yolculuk blog yazılarının bir bölümünü ya da tamamını bir dergi ve ya kitapta yayınlamaksa isteğiniz bana email yolu ile ulaşabilirsiniz.
strongwings121212@gmail.com

Koşulsuz Sevgiyle

Sucre'den fotoğraflar:
 
Bir vejeteryan öğlen yemeği. ( 3 farklı çeşit patatez, misir, soğan turşusu ve sebzeli pilav)

 
Dine davet eden genç bir rahip.

 
Kaldığımız evin çamaşır makinası-         tam manuel ( yardıma gelmiş beyaz orblar görüyorum)

 

Maya Bolivya yerli şapkalarını deniyor ve çok eğleniyor.

 

Yuuka akşam yemeği için alışverişte. Mutfak bulduğumuz sürece kendi yemeğimizi kendimiz hazırlıyoruz. Daha ucuz ve daha sağlıklı oluyor.

===


24th May 12:12

Thursday, 11 May 2017

14. Baş Melek Mikail'in ışığında 4 gün- 2430 km

Alto Paraiso'daki so günümüzde, Paralel 14 olarak işaretlenmiş, Machu Picchu'dan gelen enerji hattının Alto Paraiso'ya bağlandığı noktaya ulaştırıldık. Bu alandaki enerjiyi bekleyenlerine ulaştırmak niyetiyle chanting yapıp kaydettik. (Ses dosyasının büyüklüğü nedeniyle henüz yükleme şansım olmadı. Vakti geldiğinde...)

2 farklı enerji... 2 chanting



Aynı akşam, Yuuka ve Maya uyuduktan sonra, bulduğumuz kristalleri toparlarken gelen enerji, aldı götürdü ellerimi. Taşları ayrı ayrı yerlere koydu. Yere düşmüş çiçeğin yapraklarını ve saplarını kullandı. Sonunda bu grit (ağ) ortaya çıktı. O bilinç işini bitirdiğinde bana yalnızca meditasyon yapmak kaldı. Yüksek enerji bedenimi titretti ve topraklandı. 

Gaia Anneme, Alto Paraiso'ya şükrettim.

(Bir süre bakarak, davet ederek, enerjinin esansını varlığınıza alabilirsiniz)


Ertesi sabah çadırımızı, çantalarımızı toparladık. Ayrılmamızdan 1 saat evvel, önceki blog yazımda tanıttığım Adil çıkageldi. Kendisine kısa bir şaman davulu meditasyonu  verme fırsatım doğdu; rehber ruhları ile tanışması niyetiyle. Sarıldık, vedalaştık.

Çantalarımızı sırtımıza takmadan evvel kısa bir meditasyon yapıp, dua ettik. Yuuka Baş Melek Mikail'in koruyucu mavi ışığını üstümüze-etrafımıza çağırdı. Işıkla kuşandık ve çok uzun yolculuğumuzun ilk otobüsüne bindik.
Alto Paraiso - Brasilia (4,5 saat)
Amacımız kara yoluyla Bolivya sınır kapısına ulaşmaktı.






Bir sonraki otobüsümüsü 5 dakika farkla kaçırınca o geceyi otobüs terminaline yakın bir otelde geçirdik. Her şeyin hayır olduğunu bilerek, yolumuzu aydınlatan ışığa güvenerek...

Brasilia-Campo Grande 19 saat sürdü.

Bir ertesi günün öğlen saatlerinde Campo Grande'ye vardık. Çantalarımızı bagaj emanetine bırakıp küçük şehrin merkezine gittik.
 Tutulan kemiklerimizi harekete geçirip, şehir sokaklarında dolaştıktan sonra, akşama doğru otobüs garına geri döndük.
Sonraki otobüsümüz gece yarısı kalkıp bizi Sınır kasabası olan Corumba'ya götürecekti. 
Gece gar soğuk ve tenhaydı.
Bir ara hırsız olduğunu sesdiğimiz tehlikeli bir adam dadandı etrafımıza. Gidip gelip çantalarımıza bakıyor, onca yer varken dibimize oturuyor ve bakmadığımızı sandığında üstümüzü başımızı inceliyordu. Herhangi bir fizksel hareket olmadıkça tepki göstermemeye karar aldık ve gözlemlemeye devam ettik. Bir türlü harekete geçemeyişinin sıkıntısı belliydi. Sonra çok yakınımıza bu güzel insan geldi:



Telefonunda uzun bir ses kaydı doldurdu. Sesli sesli konuştu. Sesinde yumuşaklık ve sevgi vardı. Portekizce bilmediğim için anlayamasam da, kalbim adamın Tanrı'dan aldığı ilhamı sese dönüştürmekte olduğunu anlıyordu. Öyle ki hırsızı unuttum. Gözlerimi kapayıp dinledim kimi zaman.

Bir ara adam bize döndü ve konuştu:

Amor Amor Amor, Universal Amor.

Sonra kollarımızı açıp bu anı beklermişçesine birbirimize sarıldık. Hırsız bizi izliyorduysa kim bilir ne kadar şaşırmıştır.

Çok sınırlı sayıdaki İngilizce ve İspanyolca kelimelerle konuşup anlaştık. İsmi Davit. Anladığım kadarıyla Ruhani konularda yazan bir yazar. 

Bizimle aynı otobüse bineceğini ve aynı şekilde Bolivya'ya çıkacağını öğrendik. Bize sınır kasabasında ve geçişte rehberlik edeceğini söyledi. İçimize su serpti. Gece boyunca bir kaç kere daha sarılıp karşılıklı
Amor, amor, amor, Universal Amor
Love, love, love, Universal Love
Aşk, aşk, aşk, Evrensel Aşk, dedik.

Otobüste de, numaralı-biletli 60 küsür koltuk arasında gelip tam önümdeki koltuğa oturduğunda bir kere daha güldük birbirimize. 

Ah evrensel Aşk, sen ne yücesin...nasıl sonsuz, nasıl koşulsuzsun... 
şükürler olsun.

((Yaratanın Gücü olan, Baş Melek Mikail yardımını çağıranları korur.))

Sabah 6 da Corumba'daydık. Gara 5 km uzaklıktaki sınır kapısına tam 2 otobüs değiştirerek 40 dakikada vardık.
Davit bizi Brezilya çıkış Polisinin önüne getirip bıraktı. Veda ettik. Sonra Bolivya girişine doğru giden köprüden dönüp gözden kayboldu.
(Neden çıkış polisine uğramadığıysa soru işareti olarak kaldı...) (kim bir ülkeden çıkış mührünü almadan çıkar ki...)(???)



Önümüzde 2 seçenek vardı. Dinlenme ve asıl gideceğimiz yerlere aktarma istasyonumuz olarak kullanacağımız Santa Cruz De La Sierra 'ya otobüsle ya da trenle gidecektik.
Tren yolculuğu 10 saat daha uzun sürse de onu seçtik. 3 günlük otobüs yolculuğundan çok yorulmuştuk.

Bu trene Death Train; Ölüm Treni deniyormuş. Sarı humma salgını esnasında  hastalığa yakalananları uzak ücra bir yerde ölsün diye Santa Cruz şehrinden çıkarıp sınıra yakın bu kasabaya göndermişler. 

Biz bu bilgiyi öğrenip, "hımmm" deyip, trene bindik.




Bütün varlıklar rüyalarından uyansın!

18 saat yolculuğun ardından Santa Cruz'a da vardık. 4 gündür yediğimiz en lezzetli şey olacak olan peynirli lokmayı sokak üstüne açılmış bir tezgahta görüp şükranla yedik.

Varmak çok güzel bir his. İnsanın bedenindeki bütün kaslar gevşiyor.
(Bardaktaki içecek mısırdan yapılmış sıcak, tatlı, karanfil ve tarçınlı bir içecek. Adı Api'ymiş.)



3 gündür bu şehirdeyiz ve bu gece son gecemiz.

Dünyanın Kristalize Kalbi olarak bilinen 3700 metre yükseklikteki tuz gölüne gideceğiz. Suyun kuru olduğu bu dönemde bir tuz çölü. Uyuni. İlahi Dişi Enerjinin Dünya üstündeki en önemli merkezi.

Bedenlerimizi yüksekliğe alıştırabilmemiz için önce Sucre, sonra Potosi şehirlerine gidip ikişer gece konaklayacağız. (2800 ve 4000 metre).
Aşağıdaki resimler Santa Cruz'un küçük şehir meydanından.







Yukarıdaki, boyutları anlatan sembolik çalışmayı bir Jesuit katedralinde gördüm.
12 boyut. En altta Pineal Gland var. Bütün boyutları delip geçen bir enerji kanalı var. Hepsinin üstünde bir melek...



İsa Peygamberin arkasındaki boyut kapısı Kutsal Dişi'ye işaret ediyor.





Sucre, Potosi, Uyuni...

Attığımız her adım, aldığımız her nefes bütüne hizmet olsun. 
Şükürler olsun.



Wednesday, 3 May 2017

13.Alto Paraiso- 3. Yazı- Ses ile şifa dosyaları

Belki milyonlarca ton quartz kristalin üzerinde yürüyoruz. Öyleki, şelalelere uzanan tozlu patikalarda yürürken normalde bir taş dükkanında görüp almak isteyebileceğiniz güzellikte kristaller buluyoruz.
Burası Alto Paraiso; anlamı, Yüksek Cennet.

 

 

 

 
(Bu patikalarda kilometrelerce çıplak ayakla yürüdük. Yerden gelen enerji çok kuvvetli.)


Quartz kristalin frekans titreşimi ışık hızından daha hızlı. Ne su ne de katı madde sayılıyor. Taç çakra ve daha yüksek çakraları açıyor. Yaratan'ın Beyaz Işığını getiriyor.

Burada yaşayan her kesin aydınlanmış olduğunu sanırsanız yanılırsınız. Evet, bu yüksek frekansa çekilen çok sayıda güzel kalpli insan var. Hatta bu dünya dışından ışık varlıkları da... Onlarca farklı ruhani gurup, İlahi Aşk'a çıkan farklı patikaların, farklı akımların temsilcileri olarak buradalar.  Buna keza, kasabanın barından çıkmayanlar da vardır, tecavüz ve ya hırsızlığa kalkışabilecek insanlar da...

Her kes bir kristale dokunabilir ama her kes onun ışığına bağlanamaz. Onu yalnızca katı bir madde olarak gören, derinliğini sezemeyen bir kimse o kristalin yaydığı enerjiden yararlanamaz. Bağ niyet ile kurulur ve sonra enerjisel alış veriş başlar. 

Yeryüzü Annenin, Gaia Annemizin izniyle, vardığımız her yeryüzü çakrasından az miktarda taş-kristal topluyoruz. Bu taşları-kristalleri, "Mucizeye Yolculuk'a" maddi manevi destekte bulunmuş ve bulunacak dostlara, geri dönüşümüzde yapacağımız bir etkinlik ile, söz verdiğimiz gibi dağıtacağız.  Abadiania ve Alto Paraiso kristallerini posta yoluyla, bu gün, evimize gönderdik.
Enerjiler seyahat etmek istiyor. Büyük planda her bir yolculuğun amacı var. Kristallerin bu yolculuklarına kanal olduğumuz için ayrıca mutluyuz.

Yüksel Cennet'in kutsal şelaleleri, sonsuzcasına miktarda, mikro kristal parçacıkları taşıyor. Altında oturmak, meditasyon yapmak, şükretmek Özümüzün bize bu ömürde sunduğu en büyük hediyelerden biriydi. John of God'ın sert şifalandırmasından sonra temizlenen ruhani yaralarımıza yumuşak, kapatıcı merhem oldular sanki.

Yine, bu şelaleleri bir turist olarak ziyaret edip, onların ruhuna bağlanmayan ve derin faydalarını alamayan insanlar da çoktur.

Dünyanın öbür ucundaki bu enerji alanına bağlanmanız, bu kutsal ruhlara bağlanmanız ve aktardıkları şifayı alabilmeniz için, enerjilerin üstümüzde bıraktığı etkiler ile yapıp kaydettiğimiz 2 chanting'i (ses ile şifa dosyasını) bütünün hayrına size sunuyoruz. Onları 2 garip şarkı olarak düşünüyorsanız vaktinizi boşa harcamayın derim. Derinliğini seziyorsanız, çekim gücünü seziyorsanız, dinleyin derim.

Gelen enerjiye bağlanıp, getirdiklerini almaya niyet etmeniz ve şükretmeniz yeterli. Herşey Yaratan'dan, Herşey Yaratan'ın... Herşey O.

Loquinhas şelalesinde yaptığımız ilk chanting'te gelen evrensel ışık, omurga enerjimizi temizleyip, kundalini enerjimizi yükseltti. 

(Kulaklık ile dinlemenizi önemle tavsiye ederim.)
(Tekrar tuşu ile 30 dakikalık bir meditasyon da yapabilirsiniz)



---
Aynı nehirin başka bir kolundaki şelalede yaptığımız chanting'te ise insanlığa unutulmuş bir boyut kapısı açıldı. Bu, doğa ruhlarına açılan kapıydı. Onlarla yeniden iletişim kurmamızı istiyorlar. Bunun için hazır bekliyorlar. Bu hatırlayış bütünün en yüksek hayrına olsun.





------

Yüksek cenneti ve deneyimlerimizi bir nebze olsun fotoğraflarla da aktarmak istiyorum.

 
Akşamları uğrayıp bir bardak meyve suyu ya da kahve içtiğimiz, patlamış mısır yediğimiz kafede Maya dans ederken...

 
Loquinhas Şelalesi


 
Çoğu şelaleye yalnızca otostopla gidebiliyorsunuz. Araba geçerse...

 
Altında oturduğunuzda önce nefesiniz kesiliyor, sonra 3. Gözünüz 90 derece yukarı dönüp özünüze doğru bakıyor. Bir kaç dakikalık bir meditasyon, sanki saatlerce yapılmış bir meditasyon gibi geliyor.

 
 
Kendini sevdiren kelebek...

 
Başmelek Şelalesi ( Portekizce ismini unuttuysam da anlamı buydu)

 
Kristais Şelalesi

 
Maya her şeye hayretle bakıyor ve onlarca soru soruyor


 
İkiz aleviyle bir olmuş ağaç ❤️
(Dikenli olduğu için sarılamadığım ağaç)

 
Haftanın 3 günü kurulan organik pazar.    3 kilo muz 5 lira. 1 kilo mısır 3 lira

 
Pazarda çocukların yüzlerini boyayarak harçlığını çıkartan İsrail'li gezgin.

video: Oyuncu kedi Maya

 

 
Bir ses şifa çalışmasına katılıp, katılımcı olmayı deneyimlemek istedim. 6. Hissi çok kuvvetli olan şifacı, elini uzatıp sordu: 
"Sen gitar çalmayı biliyor musun?"
Biraz, diye cevaplayınca...

Sanskrit mantraların okunduğu , saf inanç enerjisiyle yükseldiğimiz bir geceydi.

Hoşçakal Yüksek Cennet
Sırada Bolivya var. Kara yoluyla gideceğimiz bir kaç bin kilometre...

--

10 gün içinde uzaktan görü şifa seanslarımızı yeniden başlatacağız. İlgileniyor ve daha fazla bilgi edinmek istiyorsanız lütfen Heaven Earth Şifahane Blogspot sayfamızı ziyaret edin. Aradığınız bilgiyi 'seanslar' sayfasında bulacaksınız. http://yuuka-and-wings.blogspot.com.br/

Alto Paraiso'daki son günümüzde 14. paraleldeydik. Machu Picchu yeryüzü çakrasından, Alto Paraiso yeryüzü çakrasına doğru gelen enerji hattının - lay line' ıüstündeydik. Buradaki deneyimimizi, fotoğraf ve ses kayıtlarını bir sonraki blog yazımda paylaşacagım.

Bu yolculuğun önemli hedeflerinden biri yolculuk boyunca yazacağım blog yazılarımı ve hayat hikayemizi bir kitap olarak toplamak ve bütünün hayrına yayınlamak. Bu kitabı oluşturmak ve yayınlamak isteyecek bir tanıdığınız var ise tanışmamıza aracılık etmenizi rica ederim. Yazılan bütün satırlar ihtiyaç duyanlara ilham olsun ve bütüne hizmet etsin.




Sunday, 30 April 2017

12. Alto Paraiso- Yüksek Cennet - 2. Yazı

Yakında gördüğüm bir rüyada kanatlarım vardı ve uçuyordum. Bir akrabamı ziyaret ettim. Onu evinin bahçesinden, bir kartal avını nasıl kaparsa öyle kaptım. Omuzlarından tutuyordum. Çok yüksek bir gökdelenin tepesine çıkardım. Oraya vardığımızda, çırılçıplak kalmıştı. Aşağıya bak, dedim.
" Benim dediğin her şeyin seni ne kadar köleleştirdiğini gör; çok daha özgür bir hayat yaşayabilirdin... hala yaşayabilirsin..."

Bütün varlıklar kendi kurdukları hapishanelerinden özgürleşsin! 

Bu hafta, o hapishanenin duvarlarına balyozla vuran biriyle tanıştım. 
Adı Adil. İlaç sektöründe çalışan (ilaç firmaları ve doktorlar arasında) çalışan Adil. İçinde bulunduğu yalan dünya ve sistemin, ruhunun güzelliğini ve özgürlüğünü yansıtmadığını anlamış. Anlayana kadar tabiiki kendini yıpratmış. Sonunda ruhunu yansıtacak bir realite kurabilmek için eski düzeninin yıkılmasına izin vermiş. İşinden ayrılmış. Gezmek istediğini anlamış. Benzer hislerdeki bir arkadaşı ile Kamboçya'ya gitmiş. Bir süre, bir arada, eski hayatlarını sürdürürcesine yaşayınca, Adil bir ayılma daha yaşamış. Eski dostuna ," Yok dostum, benim yolum başka " demiş. Tam o sıra karşısına çıkan bir internet sayfasına, parasına kıyıp üyelik yapınca, dünyanın her tarafından gönüllü çalışan arayan işletmeleri görebilmiş.
 Böyle gönüllü işler genelde yatacak yer, yiyecek ve belki ufak bir cep harçlığı veriyor. İlk gönüllü işi Endonezya'daymış. Sonraki Srilanka. Bir sonraki ise kendisiyle tanıştığımız Brezilya , Alto paraiso ( doğrusu ona yakın bir köy). 5-6 aydır sürüyormuş yolculuğu. Burada ekolojik bir çiftlik- guest house türü yerde gönüllü olarak çalışıyor. Kendisi gibi gönüllü çalışan, dünyanın çeşitli ülkelerinden gelmiş insanlarla birlikte geçiriyor vaktini. Onlardan yoga ve meditasyon öğreniyormuş.

Bir gün, içindeki yaratıcı enerji taşıvermiş ve görevi olmadığı halde mekanın dizaynına katkılarda bulunmaya başlamış. Öyle etkileyici olmuşki arkadaşları ona tasarımcı demeye başlamışlar.
Yolculuğunu yazdığı bir de internet sayfası var. İçindeki tüm cevherler dışarı çıkana dek dönmeye niyeti yok.

İçindeki en büyük cevherse saflığı. Öyle herkesle, kolaylıkla kalpten iletişim kuramayabiliriz. Enerji akmayabilir, sözler akmayabilir. Adil'in kalbi çok saf. Onunla iletişim kurmak, ona güvenmek çok kolay. Çalıştığı mekanın sahibi 8 yaşındaki kızlarını ona teslim etmiş okula götürüp getirmesi için. Çünkü öyle saf... Umarım o da bu cevherin farkındadır. Yolunu açan, onu emniyette tutan, akışta kılan bu saf enerji.
Bu saflık cevherini, artık içinde saklı, daha fazla tutamazmış Adil. Onun Adil olması gerekmiş. İçinde karanlık ve büyük yalanların döndüğü bir iş ortamında, sırf üniversitede onu okuduğu için daha fazla bulunamazmış. Ruhunun değerlerini hiç bir üniversite belgeleyemez. O özünü deneyimlemeye ve fiziksel realiteye yansıtmaya devam ede dursun. Yolu ışık, aşk, bolluk ve bereket dolu olsun.
 

Onun hikayesi benim hikayem ile ve uyanış vakti gelmiş herkesinki ile benzer. 

9 yıl gemilerde çalıştıktan sonra, yeni hayatımı yaratabilmek için, Öz beni en yüksek frekansında bu dünyaya yansıtabilmek için, eskinin yıkılmasına izin vermiştim. Bütün diploma, sertifika ve denizci pasaportlarımı bir ateş çukurunun içine atıp, şükranla yakmış ve başında dansetmiştim.
 

O sıçrayışı yapabilmiş, hayatı gün ve gün güzelleşen tanıdıklarım var.

O sıçrayışın eşiğinde durmuş son bir derin nefes alan tanıdıklarım var. Korktuklarını biliyorum. Yine de sıçramaya niyet etmişler; çekirge gibi; hem fiziksel hem ruhani bir sıçrayış...

O sıçrayışın 10 adım gerisinde olan tanıdıklarım var gerisin geriye yürüyen. Giderek uzaklaşıyorlar ve hayatları giderek çekilmez hale geliyor.

Deryl Anka isminde bir medyumun 20 yıldır mesajlarını aktardığı Bashar isminde bir E.t. (Dünya dışı varlık) var.
O der ki, " beklentisizce, kalbindeki isteği takip et. O yol senin en yüksek yolundur." 

Kalbindeki isteği duyamayanlar var.
Kalbindeki isteği duymaktan korkanlar var.
Kalbindeki isteği duyduğu halde harekete geçmeyenler var.
Kalbindeki isteği küçümseyenler var.

Onlara soracak olursanız, onlar aklın yolunu takip ediyorlar. 
Öyle mutsuzlar ve bunu kendilerine itiraf edemeyecek kadar da gururlu...

Bu demek değilki canı her sıkılan işini, eşini bıraksın. Ses ruhtan mı yoksa egodan mı geliyor, onun farkını bilmek gerek. Kalbi dinlemekte ustalaşmak gerek. O en hakiki pusula.

O pusulanın gösterdiği yolu yürürken Alto Paraiso'nun organik pazarında tanıştığım başka 2 değerli varlık, Osman Atasoy ve ruh eşi Sibel abla oldu.
Osman Abi, bildiğiniz Uzaklar teknesinin kaptanı. Olur mu olur. Seneler önce hayranlıkla hikayesini okuduğum, ilham aldığım Kaptanla, dünyanın öbür ucunda tanıştım. Bizi evlerine davet ettiler. Sibel ablanın yaptığı lezzetli ev ekmeğini, Türkiye'den getirdikleri peyniri, Türk çayı eşliğinde atıştırdık. Hikayelerimizi ve sevgimizi paylaştık şükürler olsun. 
 

Yine aynı pusula son 1 haftadır her kes uyurken beni bahçeye çıkarıyor. Yıldızları izlerken, kalben ve ruhen bağım olduğunu bildiğim bu dünya dışındaki ışık varlıklarını bilincime davet ediyorum. Bütünün hayrınaysa gemilerinizi manifest edin, fizikselleştirin, izin verin göreyim, diyorum.
Ve o altın kurala uyuyorum. Beklentisizce, kalbimden gelen isteği yapmanın verdiği sevinç ile gökyüzünü izliyorum.

Ve sonunda varlıklarını manifest edip kendilerini görmeme izin verdiler.
Rüyamda 4 tane disk biçimli uzay gemisi uçuyordu masmavi gökyüzünde. Onları görmemi ve videolarını çekmemi istiyorlarmış. Onların alçak ve yavaş süzülüşlerini izledim. Peru'nun geleneksel kıyafetlerindeki renklerde ışıyorlardı. Hatta yerel Peru kıyafetleri giydiklerini sandım. Sonra telefonun kamerasıyla uçuşlarını çektim. Kalbim mutlulukla ve sevgi ile dolup taştı. Gülümseyerek uyandım. 

(Yolculuğumuzun ilerdeki basamaklarından biri olan Peru'ya dikkatimi çektiler)

Yine şükrettim. Evrensel yasalar tıkır tıkır işliyor.

Bir sonraki blog yazımda Alto Paraiso'nun yüksek enerjili kutsal şelalelerindeki deneyimimizi ve o mekanlarda kaydettiğimiz ses ile şifa chanting kayıtlarımızı paylaşacağım.

O ses kayıtlarını dinleyerek yapacağınız meditasyon ile bu kutsal mekanların enerji imzasını varlığınıza alabilir, arınabilir, şifalanabilir, bilinç yükselişi yaşayabilirsiniz.

Ve öyle olsun.
Bütünün en yüksek hayrına olsun



(Adil'in blog yazılarına bu adresten ulaşabilirsiniz : https://adilontheroad.com/ )














Wednesday, 26 April 2017

11. Alto Paraiso - Yüksek Cennet- 1. Yazı


Abadiania'da tanıştığımız Türk ailenin 2 yaşındaki oğullarının iyileşmekte olduğu müjdesini vererek başlayayım bu yazıya.

Türkiye'ye döndüklerinde yaptırdıkları tıbbi tetkikler beyin tümörünün küçülmekte olduğunu göstermiş.
Tez zamanda şifalansın ışık parçası.
Çok sevindik.

Bizim şifamız için, bize özel enerjilerin yüklendiği 1 kutu pasifflora ilacı alarak ayrıldık Abadiania'dan.

İlaç, pasifflora'nın daha aktif olan meyvesi ya da çiçeğinden değil, enerjiyi tutma kapasitesi daha fazla olan ve fiziksel etkisi yok denecek kadar az olan, bitkinin yapraklarından, kurutulup, toz edilip, kapsülleştirilerek üretilmiş.
 John of God'ta ruhani operasyon geçirdiyseniz size özel enerji yüklenen bu pasifflora kutularından veriyorlar ve 1,5 ay boyunca her gün 3 kapsül alıyorsunuz. 

İlacı aldığınız süre boyunca, içindeki enerji neyin şifasıysa o konuyla ilgili ruhani testlerden geçiyorsunuz. Bunu şu anda hala içinde olduğum deneyime dayanarak söylüyorum.
Rüyalarım, bilinç altımda hiç gizli bir şey kalmamalıymışçasına, çoğu gece Pandora'nın kutusu gibi açılıp içimdekileri gözümün önüne döküyor. 
Bu kadarla da kalmayıp gün içinde ilintili olaylar fizikselleşip ruhumun testi oluyor. 

Çünkü kalbimdeki yegane dilek, ruhani gelişim ve dönüşüm. Yürüdüğüm yol, o yol. Ya da, içinde kontrolsüzce sürüklendiğim çılgın nehir diyeyim...

Abadiania'dan ayrılırken böyle bir teste tabii oldum.
Sabah 6 da, Abadiania'nın dış kapısı diyebileceğim anayol kenarında bir lokantada oturmuş otobüsün gelmesini bekliyorduk. Burası Abadiania'nın şifalandıran, ışık ve sevgi dolu tarafından çok farklı. Açlık, hırsızlık,  pislik, kötülük, alkolün ve uyuşturucunun barınabildiği bir alan. Yin - yang sembolündeki gibi. 

Oturduğum yerde enerjimi merkezleyen, topraklayan bir meditasyon yapıyordum. Gözüme yaklaşmakta olan bir otobüs ilişti ve yola doğru yürüdüm. O ana kadar sakince yatmakta olan, yol kenarındaki 3 köpek aniden ayaklandı ve üzerime saldırdılar. İlk anda panik yoktu; dengede kalmaya çalışarak geri geri yürümeye çalıştım. Sonra köpeklerden biri, kanımı akıtmak istediğini söyledi. Hissettiğim enerji öyleydi. Elimle, ayağımla kendimi savunmama rağmen gözü dönmüşçe saldırmaya başladı. İşte o anda merkezimden çıktım. Yani bilinçli, ne yaptığını bilen ben, bedenden çıkar gibi oldu. Aklın korku ve panikle ne kadar zorlandığını anlatan kaynar su gibi bir enerji ayaktan başıma kadar beni sarmaladı. Vahşice mücadele ettim. Varlığımın derinliklerinden, en ilkel ben çıktı. Belki bu mücadele 45 saniye kadar sürdü. Çevrede izleyen yerel halk yardım etmek için kılını bile kımıldatmadı.
Sonunda gerisin geriye hareketim, beni arkamda olduğunu bilmediğim bir arabaya kadar getirdi. Arabayı arkama almış oldum ama kaçabilecek yerim de kalmamıştı. Yine birden bire bir şey oldu... Sessizlik ve durgunluk. Köpekler kaçıverdiler. Bu koruyucu meleklerimin yardımıydı. Nefesimi kulağımla değil ama beynimin içinden duyuyordum. Yuuka'nın sesini duydum sonra. Sesler sanki ben su altındaymışım da onlar dışardan geliyormuş gibi boğuktu.
Yuuka Maya'yı kucağında tuttuğu için yardım edememişti. 
Bir sarhoş adam ayağımdan fırlamış olan sandaleti getirdi.
Ayağım kanıyordu ama ısırılmamıştım.
Çıplak ayakla mücadele ederken ayağımı bir taşa vurmuş olmalıydım.

Nefesim ne kadar hızlı normale döndü, kalp atışlarım ne kadar hızlı düzeldi, ne çabuk merkezime geldim. Bunları içsel bir şaşırmayla bir kaç dakika içinde sezdim. Böyle bir olay 3-5 sene önce olsaydı, travma olarak duygu bedenimde yerini alıp sıkışabilirdi. Belki yıllarca sürecek bir korku ve panik halini alabilirdi. Yalnızca 1-2 dakika içinde mutlu ve şükran halindeydim.
İşte bu, dedim. İşte bu insanlık olarak geçirmekte olduğumuz değişim ve dönüşüm. Köpeklerden beni en ısırmak istediğini söyleyen, sanki hiç bir şey olmamışçasına yanıma geldi. Ekmeğimin içindeki peyniri çıkartıp verdim. Yedi. O, artık O vahşi köpek değildi.

Yuuka sonra duru görüyle gördüklerini film anlatır gibi anlattı.

"Sen ruhani kaslarını meditasyonla esnetip ışığını parlatırken yol kenarına arafta kalmış karanlık bir ruh geldi. Herşey çok anlık ve hızlı gelişti. Sen ayağa kalkıp ona doğru yürümeye başladın, O ruh köpeklerden birinin içine girdi ve sonra köpekler sana saldırdı. Koruyucu bir enerji bomba gibi ortanıza düştü. Olay boyunca korundun. Sonunda köpekleri kaçıran başka bir enerji geldi."

Karanlıkta kalmış ruhun özüne dönebilmesi için dua ettik.

Maya'nın ihtiyacı olur diye, açmadan taşıdığım, bir dostumun verdiği Aloe Vera acil müdahale spreyi yaramı temizledi, korudu ve şifalandırdı.(Şükranla Seda Rodop Soran ❤️)

Kaza gibi gözüken o an aslında benim ve ata ruhlarımın şifa kapısıydı. Ata ruhlarımın benimle paylaştığı, kanımda, kemiğimde, Dna'mda var olan, bir düşmanla savaşma ve hayatını koruma anında duyulan içsel yangın... Vesileyle bilincimin derinliklerinden ortaya çıkan bu enerji, bir kaç dakikalık içsel dinleyiş anı sonunda kök çakramdan ve sakral çakramdan serbest kaldı. Işığa ve daha fazla sevgiye dönüştü.

Ruhlar aleminin hizmetlileri, bu fiziksel alemin olaylarını bir sanat şaheseri gibi ince ince dokuyup işliyor. Her şey, Tanrı'nın rüyasında gördüğü gibi.

Tabii bu serbest bırakışı, asırların yükü olan bir enerjiyi sevgiye dönüştürmeyi, rastlantısal sanmamak gerekir.

Böylesi bir şifalanma, kendini ilahi iradeye teslim eden bir gözlemci için mümkün kılınmıştır. Meditasyon esnasında da olabilir, böyle bir sınav ile de olabilir. 
Sınavı tam anlamıyla geçmiş sayılmam. O merkezimden çıktığım bir an, daha öğrenilecek çok şeyim olduğunun kanıtı.

Maya kızdığı zaman ona soruyorum:
Maya kızdın mı?

-Evet

İstersen 'Aaaagh' diye bağırabilirsin, diyorum.

'Aaaaaaasaaaaaaaaaaasasgh' diye bağırıyor.

...ve Maya gülümsemeye başlıyor. Çünkü onun gözlemleyebileceği, varlığındaki öfke enerjisi o kadar az. 

Duygu gözlemlendiğinde enerjisi serbest kalıyor.

Vakti gelince O'na sessizce gözlemlemeyi de öğreteceğim. Huzurlu bir hayatın sırrı bu. Ortaya çıkan duyguları kabul ile gözlemleyebilmek... Biriktirmeden, an ve an. Akışı durdurmadan...

Alto Paraiso'ya gece yarısına az kala geldik. Her yer kapalı ve adres soracak tek kimse yoktu sokaklarda. Maya kucağımda uyuyordu, sırt çantası ağırdı, ayağım acıyordu. Rezervasyon sitesi aracılığıyla tuttuğumuz hostele gitmek istiyorduk.

Alto Paraiso'nun hoş geldin ekibi, gece nöbetindeki devriye gezen polis ekibiydi. Bizi bekletmeden vardılar. Dakikalar sonra sıcak bir duş alıp rahat yatağımızda uyuyacağımız yeni evimize emniyetle ve kolaylıkla ulaştırdılar.

Bu dünyayı seviyorum ! 
Şükürler olsun!

Alto Paraiso, Macchu Picchu'dan gelen bir lay line (enerji meridyeninin) bağlandığı başka bir yeryüzü çakrası. Kuartz kristal mağaralarının üstünde yer alan bu yeryüzü cenneti, kutsal şelalelerin evi. 

2 gün içinde yaptığımız araştırmayla şu anda kalmakta olduğumuz kamp alanını bulduk ve çadırımızı kurduk. Bir hafta boyunca yalnızca kasabayı; organik pazar ve dükkanlarını, çocuk parklarını keşfettik. Yemeklerimizi kendimiz pişiriyoruz. Mercimek filizlendirdik. Yalın ama güçlü besleniyoruz. Her gün sıkılmadan, dahası aynı hazla aynı yemeği yiyebiliyoruz. Lükse ihtiyacımız yok. Arada yerel kahveden 1 bardak içtiğimizde neşeleniyoruz. 1 kahve 1 Real - 1 lira. Daha doğrusu her şey neşe veriyor. Baktığım bir çiçek, buluttan çıkardığım şekiller, uzaktan kulağıma çalınan bir şarkı, aldığım nefes, tanıştığım yeni insanlar...

 

 

Geçenlerde yolda yürürken, arabasının kapısını tamir etmeye çalışan biri nedeniyle yolun daraldığı noktada durdum ve aşağıya adama doğru baktım. 
Aklımın içinden geçen konuşmalar şöyle:

"Tanıyorum! Tanıyorum! Tanrım kim bu adam. Bu gözleri tanıyorum."

O'da bu içsel konuşmalarım anındaki sessizliği ve kendisine tepesinden bakan halimi kaçırmadı. Gülümseyerek ayağa kalktı, elindeki yağı bir beze sildi, sessiz kaldı.

Tanıyorum seni, dedim ve aklım birden çözülüverdi. 

"Youtube videolarından tanıyorum. Aman Allahım, sen müthiş bir müzisyensin kardeşim"

Mütavazi ve samimi bir ruh.
Sıkıca ve içten bir sevgiyle sarıldık.

İlk videosunu izlediğim andan itibaren ruhani bir tanıdıklık ve bağ hissettiğim, defalarca kez sosyal medyada kliplerini paylaştığım, youtube aracılığıyla dünyaca üne kavuşmuş bir müzisyen Estas Tonne.

An ve an enerjiyi alır, varlığından geçirir, gitarından geçirir ve dinleyenleri derinlere ve/ ve ya yükseklere götürür.

O an ayrılmam gerekliydi; bu an kısa sürmesi icap eden bir andı. Yavaş tanışmamız gerekliydi. 
Eğer dünyanın öbür ucundan tanıyıp sevdiğim bu ruhu burada bulduysam, yine bulurum, dedim.

5 gün sonra, bu gün kampımızın yanındaki kafede gördüm; yanına gittik, Yuuka ve Maya'yı tanıştırdım. Bir çay içmeye açık tarih ve saatle kampımıza davet ettim. 
Bu buluşma anı da kısaydı. Derin muhabbetler edebilmemiz dileğimle, 1 resim çekilerek ayrıldık.



Akış...

 



Aşağıda en sevdiğim bir videosunu paylaşıyorum.