Sunday, 11 June 2017

17. Merkezi kaybetmemek...La paz- Titicaca - Sun Island- Moon Island

 

Yolculuğumuz, varlığımızı ve ruhumuzu besleyerek akmaya devam ediyor.
Bazen çok zorlandığımız oluyor. Her an birlikteyiz. Farklı odalarına kaçıp farklı aktivitelere dalabileceğimiz bir evimiz yok. Nefes alamadığımız da oluyor. 
Kıyafetlerimiz kokmuş da olabiliyor, ıslak da. Bazen üşüdüğümüz ya da çok terlediğimiz, yılan vari yollarda midemizin bulandığı da oluyor.
Kesiklerimiz oluyor; kanadığımız oluyor.

Bunları anlatmamın sebebi aklınızdaki bizimle ilgili imajınızı gerekiyorsa değiştirmenizi istemem. Bizler tamamen aydınlanmış insanlar değiliz. Muhakkak ki sizler gibi o yoldayız. Kimi zaman, sizin gibi pırıl pırıl parlıyoruz. Kimi zaman, sizin gibi karanlığın dibine iniyoruz. Bildiğiniz gibi aydınlanmak denen şey, kendini tanıma, kendini bilme, kendini kabul etme durumu. Tüm kutuplarımızla kendimizi kabul ettiğimizde, birlikle bir oluyoruz ya...O düşüşler olmasa biz kendimizi nasıl bilebilirdik?
Bunu yazmamın bir nedeni de öyle bir gün yaşıyor olmamız. Öyle bir günü yaşarken, yani gölgemizle yüzleşirken kaybolmamak çok önemli. Merkezimizi kaybetmemek önemli.
Merkezimizde; kalbimizde, özümüzden gelen doğrular var: 
Ben Benim. Yaratan'ın sevgisi; ta kendisi. Var ettiğim şeyi olmak adına, şimdi ve burada gözüküyorum- oluyorum. Bu varoluştan doğan kişisel ve dünyasal, belki galaktik ve evrensel de, ödev ve görevlerim ve an ve an yarattığım durumlar var. 
Bilgi Bir'den çıkıp, dallanıp budaklanarak bu boyuta varıyor. Sonunda:
Ben Gökhan. Aile babası, Yuuka'nın ve Maya'nın ve ailesinin sevdiceği. Danışanlarının ışığı. Bu saydıklarım benim öz kimliğim değil; dünyasal kimliğim.
Şu anda yaşadığım duygusal dalgalanma da benim kimliğim değil. Kim olduğumu bulma yolunda, pek çok geçmiş hayat deneyiminde yüklendiğim duygusal yük; kimi atalarımın, kimi insanlığın yükü...
O yükler, merkezimi kaybetmeden yüzleştiğimde Tanrısal bilgeliğe dönüşmekte. Bu dönüşüm beni  güçlü kılmakta. Zaten olduğum Tanrısal Gücü, oldurmakta; bu dünyaya yansıtmakta.

Güçlü demişken... Maya, insani ve Tanrısal güçlerinin farkına varmaya başladı. 8-10 km dağ yürüyüşü yapabiliyor. Artık kucağımıza ya da sırtımıza almamızı istemiyor. Türkçe ve Japonca'yı iyi konuşuyordu; İngilizce konuşmaya başladı. Psişik yeteneklerini güçlendirecek oyunlar oynadığımızda, zaten o yeteneklerinin güçlü olduğunu görüyoruz; O, bu doğal yeteneklerin farkına varmaya başladı.
Hangi ülkeden olursa olsun, kalbi açık olan kişilerin yanına gidip rahatlıkla oyunsal iletişim kuruyor. Olduğu gibi gözükmekten çekinmiyor. Onu izledikçe, biz, kendimizi tutan, saklayan taraflarımızı farkediyor, açılıyoruz. 
Bütün varlıklar Tanrısal Işıklarını ifade etsinler! Dünya böyle aydınlamakta.





---
La Paz

Aşağıdaki fotoğraf La Paz'da sokak pazarından bir kare. Bir ege pazarı gibi, değil mi?

Yeri gelmişken değinmek istediğim bir konu var.
Zeytin, Dünya Ana'nın bedenidir. Dünya Ana'nın bedeni ise bizim bedenimizdir. O'na zarar vermek kendine zarar vermekle eş değerdir. Dünya Ananın bedenine zarar veren varlıklar kendilerini uyandırmak için son dakikalarındadır. Hissediyorum ki onların akılları  bedenlerinden düşmek üzeredir. Bu davranışları onun işaretidir. 
 
La Paz'dan bir sokak sanatı... Binanın bir yüzüne, Güney Amerika'da Pachamama olarak seslenilen, kutsal Dünya Anne'nin, Gaia Anne'nin ilhamla alınıp aktarılmış  bir tasviri çizilmiş. Aynı zamanda, insan bedeninin, dünyanın elementlerinden var edildiğine işaret ediyor.
 


--

La Paz'da interaktif bir oyun alanı. Vardığımız her yeni yerde, ilk aradığımız şey yatacak yer, ikincisi yiyecek yer, üçüncüsü oynayacak alan.
 


La Paz'dayken, sevgili bir dostum, içindeki şifacının uyanması niyetiyle benden bir uzaktan görü seansı taleb etmişti. Ona cevap yazarken, çok kuvvetli bir enerji gelip varlığımı titretmiş, yazıya da özetle şu şekilde dökülmüştü: 

 "Korku ya da suçluluk nedeniyle bastırdığınız şifacı artık uyansın!


Kendini ve karşılaştığı tüm varlıkları koşulsuz sevgi ve merhametle şifalandırmaya gücü olan öz varlığınız uyansın!


Dünya'ya ve insanlığa sevgi sunuşum ve ruhani sorumluluğum olarak Güneş Adası ve Ay Adası'ndan enerji aktarımı yapacağım.


İlki Güneş Adası, Şaman Davulu, 4 Haziran, Pazar, 16:44

İkincisi Ay Adası, singing bowl,  9 Haziran, 21:44 (dolunay gecesi)


Mesajı alışım ve Facebook etkinlik sayfasını açışım bir oldu. Etki ve sonuçlarını hesaplamadan, yalnızca kalbime doğan kuvvetli rehberliğe güvenerek açtığım etkinlik sayfasına, ruhani çağrıyı alan çok kişi katıldı.


Mesajın etkisi üstümden gelip geçtikten sonra, katılımcıların hızla artışını görünce, insansı bir sorumluluk stresi geldi. 

"Zamanında varabilecek miyim?

Açık havada yapacağım bu enerji aktarımına hava şartları izin verecek mi?

Ya çok turist varsa... Ya Güneş Mabedinde bu seremoniyi yapmama izin vermezlerse...

Ya gitmemize engel çıkarsa, olur ya, yol bu..."


Merkezimi hatırladığımda, her zamanki gibi rahatladım. Bashar'ın dediği gibi, "Kalbinden geçen isteği beklentisizce takip etmektir akışın sırrı".

İlk adımı attım ve Yaratan'a sığındım. Ne olacaksa olacak... Her şey tam vaktinde...

Bu inanç insanı dinginleştiriyor.


Kutsal Titicaca'ya doğru yola çıktık.

---
Titicaca - Copacabana

Dünya Anne'nin sakral çakrası olan Titicaca'nın Bolivya yakasındaki, Copacabana kasabısına, bahsini ettiğim yılanvari dağ yollarından geçerek vardık. Önünde indirildiğimiz belediye binasının merdivenlerine Maya istifra etti. Yuuka ve ben, kendimizi tutmayı başardık. Yakıcı bir sıcak; yaz sanırsınız. Beş on metre yürüdükten sonra gördüğümüz ilk hostel'e girdik. Bir defada yerimizi bulmuş olduk. Hem yemeğimizi yapabileceğimiz mutfağı vardı,  hem de çift kişilik odası 20 Tl fiyatındaydı. Gerçi en ufak sallantıda yıkılacak gibi gözüküyordu ama böyle bir kaza da ölmekle ilgili korkumuz hiç olmadığından, ihtimalin sıfır olduğuna inancımızla, binanın durumuna aldırmadık.
Yolda tanıştığımız bir Rus gezgin de, " korkmuyorum, o halde tehlike yoktur" demişti.

Çantalarımızı bırakıp, uzun zamandır beklediğimiz o anı yaşamak üzere, göl kenarına yürüdük.

Bizi bu İnca bekçileri karşıladı. Biri Güneş Adası'nın bekçisi, diğeri Ay Adası'nın bekçisiydi.
 
"Dur yabancı! Bu çizginin ötesinde kutsal Titicaca Anne var. Bil ve saygı göster!"

- Biz Pachamama'ya olan aşkımızla buradayız. Onun her parçasına saygımız sonsuz. Görevimiz var. İzin verin geçelim.

Bu konuşmalar fiziksel olarak olmadıysa da, boyut olarak heykellerin çok ötesinde, gölün kutsal bekçilerinin iznini aldığımızı hissettim.

Titicaca'nın kutsayışını almak üzere soğuk suya dokundum, kafamı ıslattım.
Yine o tanıdıklık hissini duydum. Sanki Titicaca, evine hoşgeldin diyordu. İçime müthiş bir mutluluk doldu.

(Güneş Adası bekçisinin asasının ucunda Pineal Gland'ı sembolize eden kozalak figürü vardı)
 

Adalara geçmeden evvel 4 gün burada kaldık. İlk gün aşağıda resmini göreceğiniz bu katedrali ziyaret ettik.
Katedralin bahçesi bir yer yüzü vorteksinin üzerinde.
Bahçenin zeminine taşlarla kusursuz bir geometri resmedilmiş. Bu devasa geometrik şeklin, bu yeryüzü vorteksinin enerjisini tutmak- kapatmak maksadıyla yapıldığını (1988) anladık. İçimize umut ve ışık veren  anlayışımız ise, bu kara büyü çalışmasının ışık güçleri tarafından bozulduğu ve tersine çevrildiği, vorteksin gücüne güç kattığı oldu. ( Uzun süredir insanlığın uyanışana engel olmaya çalışan, büyü ve ileri teknolojileri kullanan bazı karanlık güçler var. İnsanlığın Dna'sını aktive eden, bilincini yükselten kozmik enerjileri, kurdukları enerji ağlarıyla blokaj etmeye çalışıyorlar. 
Bir de koşulsuz sevgisiyle insanlığın uyanışana rehberlik ve yardım eden ışık güçleri var; dünya içi, yüzeyi ve ötesi gurupların bir birliği. )

Vorteksin ortasında oturarak meditasyon yaptık. 
Şükürler olsun.



 

Otel odamızın penceresinden, sokak pazarı...
 

3 Haziran günü, tekneye bindik ve bir buçuk saatlik seyirden sonra Güneş adasına vardık. 
 

Güneş Adası ( Isla de Sol)

 

Adaya gelmeden bir gün önce duyduğum bir haber beni önce sarstı. "Adadaki iki önemli kabile- aile arasında çatışma başladığı için adanın kuzey yakasına gitmek yasaklanmış. " 
Adanın kuzey yakasında, enerji aktarımı seansını yapmayı umut ettiğim Güneş Mabedi var. Adanın ve yeryüzünün önemli bir çakrası orası. Ailelerden biri Mabede yakın bir yere hostel yapmaya kalkışınca, diğer aile tarafından uyarılmış.

"Burası yüzyıllardır kutsal seremonilerimizi yaptığımız yer. Bunu yapamazsınız" , demişler.

Uyarıya rağmen inşaat başlayınca, diğer aile bu defa, turizm bakanlığına kadar gitmiş ve yine de hiç bir sonuç alamamış.
O zaman inşaatı durdurma işini kendileri üstlenmişler. İnşaat işini şiddet kullanmadan durdurmaya çalışmış ama şiddetle saldırıya uğrayınca karşılık vermişler. İki ailenin fertleri birbirini yaralamış, hastahanelik olmuşlar. Şimdi iki aile de Mabede yakın, kamp halinde birbirini gözlüyormuş ve alan çok tehlikeliymiş...
 Karanlık iş başında yani...

Sonra etkinlik sayfasına yazdığım ilk satırlar geldi aklıma:

"Mit öyle ki, Lemuria'nın batışından sonra, Bilgeler Bilgesi, Lemuria'nın kalbi ve beyni denilebilecek, ya da kozmik bilgisayar denilebilecek Güneş Diski'ni, dünyanın üstüne çökmekte olan karanlık çağları boyunca muhafaza etmek için, yeni oluşan Titicaca gölüne getirip, derinliklerindeki tapınağa sakladı.


Solunda Güneş Tapınağı - Güneş adası, sağında Ay Tapınağı - Ay adası var. 


Ve yüksek ruhlardan medyumlarca alınan mesajlar öyle ki, "Aydınlık çağlarının girişinde olduğunuz bu vakit, Güneş diskinin yeniden aktive olduğu, canlandığı ve insanlığın kolektif bilincini aydınlanış bilgisiyle yüklediği vakit." "


Demek ki işim adanın diğer tarafındaki Mabetle değil; adanın Ay adasına bakan tarafıyla, diye düşündüm. Enerjisine bağlanmak ve aktarmak istediğim Güneş diskinin, gölün altındaki varlığını ve çağrısını kuvvetle sezdim. Gitmem gereken yer Güneş Mabedi değildi...


 

O gün yaptığımız yürüyüşün sonunda adanın, Ay adasına bakan yüzünde, turistlerin ve hatta yerlilerin gözlerinden ve ilgisinden uzak o huzurlu alanı bulduk. (Aşağıdaki fotoğraf.)

Oturup gözlerimi kapattığımda Lemuria'lı ruh akrabalarım beni karşıladılar. Hoş geldin, dediler. Tam vaktinde, dediler.Tüm bedenimi sevgileriyle titrettiler. Sen yalnızca teslim ol, yolu biz göstereceğiz dediler.

Tüm yapmam gereken, o gece yatmak ve ertesi sabah 9:44'te seremoniye, enerji aktarımına başlamaktı.

 


Bütün gece gök yarılmışçasına yağmur yağdı. Bir an içim daraldı. İnsani bir endişe geldi. Böyle yağarsa nasıl davul çalacağım...


Yine geldiler ve seven enerjileriyle sardılar. Sen teslim ol yeter, biz sana yol gösteriyoruz dediler.


Sonra kendisini 'Işığın 7 Huzmesi' olarak tanıtan bilinç topluluğundan, bir kaç gün önce kanallık ile alıp etkinlik sayfasında paylaştığım o mesaj geldi aklıma.


Meditasyona katılacak 382 kişiye rehberlik olarak gelmiş o mesajı Gökhan olarak okuduğumda, bu planın benim çok ötemde orkestre edildiğini, tüm yapmam gerekenin saf niyetimle oturup davulu çalmam gerektiğini iyice anlamış bulundum.

Yağmur ve gök gürültüsü sesleri ile, huzurla uyudum.


O mesaj:


"Şifacı olmayan tek bir insan yok. Aydınlanmış her insan, öz ışığıyla parıldamaya başlamış her insan, doğal bir şifacıdır. Çünkü o aydınlanışıyla, o parlayışıyla karanlıklara ışık getirir.

Dokunduğu varlıkların enerjisel frekansını yükseltir. Sonuç şifalandırıcıdır. 


Bu enerji aktarımıyla, sizlerin bilincinde zaten var olan, zamansız ve sınırsız bir bilgiye dokunmak istiyoruz. 


'O şifacının siz olduğunuz bilgisine'


O bilgi sizin tam merkezinizde. Sıfır noktasında. Evrene açıldığınız kapıda. Kalbinizin tam ikiye katlandığı noktada.


Siz evrenlerin şifacısısınız. Buna uyanmaya vaktiniz geldi. Siz uyanın ve ışıyın ki, karanlıkta, korkuda, hastalıkta kalmış olanlarınızın dikkatini çekin. Merak etsinler böyle parıldamanın nasıl hissettirdiğini. Size doğru yürüsünler. Onlara anlatmayın uzun uzun. Olduğunuz evrensel şifacı olun, yeter.

Koşulsuz seven Tanrı'nın ışık parçacıkları olun, yeter.


Sizlere yansıtacağımız enerji "O Şifacının" uyanış ve aydınlanış kodlarını içerecek. 


Gurup olarak siz, bu uyanış, bu hatırlayış, bu biliş için, bu vakti seçmiş pek çok guruptan birisiniz. 

Tam söz verdiğiniz, tam bizimle anlaştığınız vakitte, birbirimize verdiğimiz sözü tutmak üzere buluşuyoruz.


Bu buluşmada, fiziksel kalp organınıza getirin tüm dikkatinizi. Onun sıcaklığını, onun ritmini, onun kırmızısını, merkezindeki beyazı, ötesindeki mor alevi hissedene kadar dikkatinizi kalbinizde tutun. Sizi o kapıda, rehber ruhlarınızla birlikte, koruyucu meleklerinizle birlikte biz karşılayacağız. 

Sizi koşulsuz sevgimizle selamlıyoruz.


Işığın 7 huzmesi

---


Sabah gün ağırmadan uyandım. İçsel haırlıklarımı yaptım ve erkenden yola koyuldum. 

 


 




 


 


 

Seremoniden 1 saat kadar önce dua ve meditasyona başladım.
4 Haziran, Bolivya 9:44- Türkiye 4:44'te enerji aktarımı başladı.

Meditasyonun ilk 10 dakikası boyunca Titicaca üzerinde bir enerji vortexi oluştu, Lemoria güneş diski etherik olarak o vortexin içinde yükseldi ve Güneş'e  çıktı. Oradan altın renkli enerji direk sizlere değil, başka bir boyuta doğru yansıdı. Orada Baş Melek Mikail, Baş Melek Metatron, pek çok melek ve , rehber ruhlarınızın filtresinden geçti ve almanız gerektiği kadarı size aktarıldı.

 Şükürler olsun.
--
Uzun yazılarla yordum; şimdi biraz Güneş ve Ay adası fotoğraflarıyla başbaşa bırakıyorum sizi.

 


 
Hayatımda deneyimlediğim en dondurucu soğuktu bu. 

 


 


 


Aşağıdaki video, yürüyüşler dışında vaktimizi geçirip , yemeklerimizi yediğimiz, sahibi Martin ile dost olduğumuz mekan, İncapacha. Bu güzel insan kayıp çantamızın 1000 km uzaktan emniyetle ellerimize gelmesine vesile oldu. Bunu bir dahaki sefere yazarım...



---

Ay Adası ( Isla de Luna)

 


 


 
Odamızda Om sembolünü görünce gülümsedik sevinçle.

 


 


 


 


 


 


 


 

8 haziran günü, elektriği ve interneti, hatta lokantası olmayan, 80 nüfuslu Ay adasına geçtik ve kumsal şeridi boyunca yürüyerek 9 haziran çalışmasını yapacağım yeri tespit ettik. Bu hiç zor olmadı. Yer adeta bizi ve bu çalışmayı bekliyordu. Adanın güney ucunda, taşlardan ve ağaçtan inşaa edilmiş mandalayı bulduk. Mandalanın muazzamlığını kuşbakışı bir fotoğraf çekemediğim için sizlere aktaramıyorum. Bu mandala taşların renk ayrımına kadar belli ki antik bir bilgiyle ve dikkatle yapılmıştı. Tıpkı Amerikan Yerlilerinin İlaç Çemberi gibi...Bir büyük kuşu da andırıyordu. Aktif değildi. Belli ki burada bir süre önce şamanik bir çalışma, bir seremoni yapılmıştı. Meditasyon vaktinden bir süre önce oturup dua ettim ve şifacıların uyanışına ilahi enerjileri davet ettim. Mandala rengarenk ışıklarla doldu. Her hattı, çizgisi, hücresi aktive oldu. Sonra tüm katılımcılarla ortak bir bilinç olduk ve hep beraber gelen ilahi dişi enerjiyle arındık, şifalandık, insanlık ve dünya için dua ettik. Herkesin bu meditasyondan aldığı kendine hastı. 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 

 
Copacabana şehrinde kayıp çantamızın geri dönüşü


Bu video Copacabana otelimizin balkonundan izlediğimiz bir evlilik dansı. Neşeli.


----

Son olarak, aşağıdaki 2 linkte Güneş ve Ay adasında kaydettiğimiz ses şifa chanting'lerini bulabilirsiniz.
Lütfen kulaklık ile, meditasyon halinde dinleyin.


Güneş Adası Chanting'i , Tıklayın


Ay Adası Chanting'i, Tıklayın


---


Bu blog sayfasını ilk kez bu yazı vesilesiyle ziyaret ediyorsanız "Nedir" sayfasına göz atmanızı tavsiye ederim.

Uzaktan görü şifa seansımızla ilgileniyorsanız, Heaven Earth Şifahane Blogumuzda, seanslar sayfasına göz atmanızı tavsiye ederim. ( http://yuuka-and-wings.blogspot.com/?m=1 )

Mucizeye yolculuk blog yazılarının dilediğiniz kadarını sosyal medyada paylaşmakta özgür hissedin. Bu blogun amacı ilham kaynağı olmak.

Mucizeye yolculuk blog yazılarının bir bölümünü ya da tamamını bir dergi ve ya kitapta yayınlamaksa isteğiniz bana email yolu ile ulaşabilirsiniz.
strongwings121212@gmail.com

Mucizeye yolculuğumuzu maddi manevi desteklemek istiyorsanız, yine aynı email adresiyle ulaşabilirsiniz.

Koşulsuz Sevgiyle

Wednesday, 31 May 2017

16. Koşulsuz sevgi ile sonsuz genleşme - Uyuni Tuz Çölü

 
    
3600 metredeki, asıl hedefimiz olan Uyuni Tuz Gölü'ne (çölüne) yükseklik tutulmasından en az derecede etkilenerek varmak için, 2400 metredeki Sucre şehrini bir ara basamak ve yüksekliğe uyumlanma istasyonu olarak kullanmıştık. 
2400 metre'de, Sucre'de gayet rahattık. 
Uyuni'de de rahat edebilmek için kendimize bir tane daha uyumlama istasyonu, dinlenme şehri belirledik.4090 metredeki dünyanın en yüksek üçüncü şehri olan Potosi'yi seçtik. 

Sucre-Potosi otobüs yolculuğumuzu yapmak üzere, sabah kahvaltısından sonra evden çıktık. 
Günlük güneşlik hava, serinleten dağ rüzgarı. Karnımız tok, neşemiz yerinde, Baş Melek Mikail'in koruyucu enerjisiyle sarınmışız. Bütünün en yüksek hayrına niyetle çıkmışız yola. Ne yanlış gidebilir ki? 

Otobüs terminaline gitmek için bir taksi durdurduk. İçimize sinmeyen bir şeyin hissiyle, Yuuka ile göz göze geldiysek de, 10 dakikalık yol, ne olabilir ki, havasında gülümseyip, binmeye karar verdik.
2 büyük sırt çantamızdan birini, benim bütün gemi hayatımı bilen, yoldaş çantamı bagaja koyduk. Bagajın yarısından fazlası ıvır zıvır ve kutularla  dolu olduğu için, şöför benim çantayı diklemesine koydu. Bagajın açık gideceğini, problem olmadığını söyledi. Çantaya gidip bakmaya yeltendiğimde ise omuzuma, merak etme, ben iyi sıkıştırdım dercesine, güven veren bir dokunuşta bulundu. Oh, ben de hemen inandım ve ön koltuğa kuruldum. (Ama bir tarafım çantanın kaybolacağını bile bile tepkisiz kalıyor) Yuuka, Maya ve diğer çanta arka koltuktaydı. Gayet de yavaş gittik. Yaklaşık 10 dakikalık yolculuk sonunda, bagajdaki birşeylerin serbest yuvarlanma sesiyle ayıldık. O an başımdan aşağı kaynar su döküldü.

Sonraki 20 dakika garip bir rüya gibiydi. Oturduğum yerde bilincim açıldı, kapandı, açıldı, kapandı... Taksi hızla geldiği yollardan geri dönüyor, taksici ispanyolca panik ve özür söylemlerinde bulunuyor (tahminim), radyoda hafif açık seste oynak bir şarkı çalıyor, gözlerim parlıyor, kararıyor, parlıyor, kararıyor...

Bilincimin açık olduğu anlarda: Her şey bütünün hayrına, şükürler olsun, diyorum.
Bilincimin karardığı anlarda: Şimdi ne yapıcaz, insan koca çantayı kaybeder mi, ah, vah...

Zaman zaman Yuuka'nın sakinleştiren sesini duyuyorum...

... ve birden diyorum ki: Her şey tamam da bu samba şarkı çok saçma arkadaş. Kapat Lütfen, porfavor. Adamcağız da ne yaptığını bilmiyor. Si si si diyor boyuna.

Sonunda karakolda rapor tutulurken, Maya kucağıma tırmanıp yanağımı öpüyor.

Oturup Yuukayla bir hasar raporu yapıyoruz ve farkediyoruz ki o sabah, en önemli eşyalarımızı o çantadan çıkarıp diğer çantalara devşirmişiz.
Ses kayıt cihazımız, önemli dökümanlarımız, kredi kartlarımız, Maya'nın Minichan oyuncağı, kamp eşyalarımız ve yağmurluklarımız devşirilmiş. O çantayı her zamankinden az yüklemiş, diğerini de çok yüklemişiz. Giden çantanın içinde Yuuka'nın kıyafetleri, iç çamaşır torbamız, çoraplarımız vs. varmış. 

Otobüs terminalinde, otobüsümüzü beklerken düşündüm. Neydi beni benden alan. O kaynar su enerjisi neydi? Panik. 
Neden?

Farkettim ki kaybettiği birşey yüzünden cezalandırılacak bir çocuk gibi hissetmişim bütün o anlar boyunca ve Yuuka'dan korkmuşum. 
Yuuka, ben dalgınca bunları düşünürken, sırtımı sıvazladı, omuzlarıma masaj yaptı. Üzülme Gökhan, dedi. "Seni seviyorum"

Kalbim ondan gelen koşulsuz sevgi enerjisiyle doldu. Kalbimdeki çocuk huzur buldu.

Ben ne yaparsam yapayım, koşulsuzca seviliyorum. 
İster bir sınavdan kalmış olayım, ister yaramazlığımı saklamak için yalan atmış olayım, ister para kaybetmiş olayım, ister yol çantası... Koşulsuzca seviliyorum. Bunu bilmek yetmiyor insana. Böyle deneyimlerde, gerçek anlamda kalbi dolduğunda anlıyor insan koşulsuzca sevildiğini.
37 yaşındaki ben, 5 yaşındaki ben, 12 yaşındaki ben, 17 yaşındaki ben, birbirimize eridik. Derin bir iç çektik. Ahhhh ... Koşulsuz sevginin olduğu yerde ceza olmaz. 

Giden çantaya zerre kadar üzülmediğimi farkettim. Zaten hiç bir maddeye tutkunluğum yok. Geçmişimde,  18 sene içtiğim sigarayı bıraktım, gemi geceleri boyunca sarhoşluğuna sığındığım  alkolü bıraktım, köfte çocuğu olan ben, eti bıraktım, 18 senelik gitarımı gözümü kırpmadan yeni tanıştığım birine hediye ettim. 

Böylece beni benden alan paniğin kaynağını anlamış oldum. Çocuk olan Gökhan.

Sonra güldük neşeyle. Ohh be dünya varmış dedik: Ne zordu iki çantayı birden taşımak ve idare etmek. Gereğinden fazla giysimiz varmış.
Özellikle de benim. Böylece kıyafetlerimi Yuuka'yla ortak giymeye başladık.

---
Potosi

Potosi de tam bir İspanya şehri. Sucre'den eksiği yok, fazlası var. (Bunu anlayabilmeniz için, okumadıysanız, bir önceki blog yazısını okumanızı tavsiye ederim)  Tam otelimizin karşısında kölelerin gümüş madenini işlediği bina var; gurur kaynağı bir müze olarak duruyor.

Kapısından yalnızca bir kez baktım ve bunu gördüm:

 

Bu köle tacirinin heykeli gümüş işleme merkezinin  avlusunda ve Potosi'nin her köşesinde karşınıza çıkıyor. Gözlerinde kurnazlığı, kibiri; dudaklarında yalancılığı ve şeytanlığı görmek kolay. 8 milyon kölenin öldüğü, öldürüldüğü kanlı gümüşün müzesine, istedikleri 40 lirayı değil 40 kuruşu bile verip girmem. Girmedim de... 
...ama enerjisel olarak, ışığa yolculuğunu henüz tamamlamamış binlerce ruhun, acısının, korkusunun içine girmiş bulundum. İlk fırsatta, uygun bir yer bulup onlar için bir seremoni yapmaya, ışığa dönüşleri için dua etmeye karar verdim.

 O gece Türkiye'den bir danışanıma uzaktan görü seansı verecektim. Yuuka ve Maya'yı akşam yemeğine gönderip, kendimi ve odayı hazırlayıp, seansa oturdum. 
Seansta olanları anlatmam doğru olmaz. 
Yine de şukadarını söyleyebilirim ki acısını sezdiğim o varlıklar çok haklı bir sebeple seansın enerjisini gördüler ve çekildiler... Fırsatını ve yerini aradığım o seremoni orada, o vakitte oldu. İlahi zamanlama...
Bütün varlıklar sonsuz ışıklarına uyansınlar!

 
8 milyon kölenin öldüğü, gümüş madeninin çıktığı, o kutsal dağ. (4800m)

 
Yüksekte olmamız nedeniyle gündüz güneşi çok yakıcı, gece soğuğu dondurucuydu. Abartısız, kişi başı 5 yorgan düşüyor.

 
Benim kıyafetlerimi giyen Yuuka, çamaşır yıkadıktan sonra çatıda meditasyon yapıyordu. (Artık benim kıyafetlerim demekten vazgeçmeliyim :)

Yükseklik,  Yuuka'yı da beni de ayrı ayrı vurdu. Ben'de zor nefes alma ve daralma hissi, Yuuka'da baş ağrısı ve mide bulantısı yarattı. Maya'da hiç birşey olmadı. Bu belirtiler, kendisini arındırmaya ve şifalandırmaya adamış insanlar için birer gelişim ve kendini bilme aracı; diğer tüm hastalıklarda olduğu gibi. İkimiz de kendi belirtilerimizle meditasyon yaptık.

Ciğerlerimdeki daralmanın, kaybolan çanta vesilesiyle başlayan kalp çakrası şifalanmasının devamı olduğunu anladım. Adeta akciğerlerim daralıyor ve varlığımın en derinlerinde kalmış kederli duyguları ortaya çıkarıyordu. Ortada hiç bir görünür neden olmadığı halde kederli ve öfkeli hissediyordum.

Maya adeta 0 noktasındaydı. Bu yüksekliğin O'nda çıkartabileceği ne duygusal ne de fiziksel bir belirti yoktu.

5 gün Potosi'de kaldıktan sonra otobüsle Uyuni'ye geçtik.

---
Uyuni - Tuz Gölü (çölü)

Yolculuğumuzun en önemli duraklarından biri Uyuni; İlahi Dişi Enerjisi'nin Dünya üstündeki merkezi.

10,582 km kare bir tuz çölü hayal edin. Mükemmel şekilde düz olsun. Tuz tabakasının kalınlığı metrelerce olsun. Uçsuz bucaksızcasına yalnızca beyaz olsun... Deniz seviyesinden 3600 metre yüksekte olsun. Dünya lityum rezervinin %70ini içersin. Orası Uyuni Tuz Gölü (çölü).

Senenin yalnızca birkaç ayında yağan yağmurlarla bir-iki cm yüksekliğinde su birikiyor. 
Yağmursuz dönemde de kuruyup bembeyaz görünüyor. Biz bu kuru döneme denk geldik.

Uydu fotoğrafı:

 

Çölün kenarında, tamamen tuzdan yapılmış bir otelde, bir gece kaldık. Yataklardan koltuklara, masa ve sandalyelere kadar her şey tuzdan yapılmıştı. Enerjinizi arındırmak istediğinizde bir küvet sıcak suya bir kaç kaşık tuz dökersiniz. 

Tonlarca tuzun içinde yattığınızı düşünün.

 

Yolculuğumuz boyunca alışmışız dar yatakta birlikte yatmaya, gürültüye aldırmadan uyuyabilmeye, soğuğa, sıcağa, pisliğe aldırmadan yiyebilmeye, yolculuğun tüm hallerine... Bu lüx otelde eridik. Yemekler... O yatak... O sıcaklık... O internet hızı... :D Normalde bu kadar etkilenmezdik ama, yorulmuşuz. Bir de Tuzun arındırıcı enerjisi...

Asıl enerjiyi Tuz çölünün içine 3 km yürüdüğümüzde deneyimledik. 
Saat yönünün tersinde dönen belki kilometrelerce çapında bir enerji vorteksinin kıyısındaydık. Nasıl bir emici güç...
Maya uzun süre yere basmak istemedi. Onu sırtımda taşıdım. Adım adım hem fiziksel hem duygusal olarak ağırlaştık. Merkezimizde kalmak zorlaştı. Sizlere bu alanın enerji imzasını ulaştırmak için ses şifa chanting'ini yapıp kaydedeceğimiz en uygun yeri arıyorduk. Önce çöküp kaldık. Tam şarj ettiğimiz telefonumuzun pili birden bire %10'a düşmüştü. Bizim de öyle. İçimden çığlık atmak geçti. Ben çığlık attım. Yuuka ağladı. Maya top oynadı. Bu enerjinin de onda ortaya çıkarabileceği bir etki yoktu. Kısa süre sonra üstümüze ilahi bir yardım geldi ve topraklanabildik, merkezlenebildik.

 

Biraz daha yürüdük ve sonunda, aşağıda paylaşacağımız chanting'i yaptığımız yere vardık.

Fiziksel temasla aldığımız enerjinin belki binde birinin sembolü olabilecek bir enerji imzası sese yüklendi. O enerji imzası,  hangi bilinç seviyesinde ona bağlandığınıza ilintili olarak, potansiyelinin gereği kadarını size geçirecektir.
Chanting 12 dakika 12 saniye sürmüş.

12:12

(Lütfen kulaklık ile, meditasyon halinde dinleyin)

Dinlemek için tıklayın!


Ertesi gün bir jip turuna katıldık. Jip beyaz çölün ortasında saatte 150 km hızla 1 saati aşkın yol aldı. Çölün ve vorteksin ortalarına geldik. Yalnızca huzur ve şükran hissi vardı.


 




 

(Ethernal sunshine of the spotless mind... o fimdeki çiftin buzun üstünde uzandıkları sahne çok içime işlemişti. Benzer bir kare olmuş)


 



Jip bizi Çölün kenarındaki Tunupa Yanardağ'ına getirdi. 

 


 


Şükürler olsun Gaia Annem.

Attığım her adımda kendimi evde hissediyorum. Çünkü Gaia Annemden ayrı değilim.
Kanım Gaia Annemin suyu
Kemiğim Gaia annemin toprağı
Ciğerlerimdeki hava Gaia Annemin nefesi
Bedenimdeki ısı Gaia annemin Aşkı
Evden uzak olmama imkan yok ki...
Evdeyim ben.

---

Uyuni sonrasında, bazı ihtiyaçları karşılamak, Bolivya vizamızı uzatmak ve dinlenmek için La Paz'a geldik.

Bu gün La Paz'daki son günümüz. Birdaha bu kadar biriktirip, yazıyı bu kadar uzatmayacağım. Bu defalık böyle olsun.

Yarın Titicaca gölüne doğru yola çıkıyoruz.

4 Haziran 4:44 akşamı ve 9 Haziran 9:44 akşamı, Titicaca Gölün'deki Güneş Adası ve Ay Adasından yapacağım enerji aktarımı ile 2 toplu meditasyon gerçekleşecek. Etkinliğin adı "Şifacıların Uyanışı" Detaylar facebook etkinlik sayfasından öğrenebilirsiniz:



Bütünün en yüksek hayrına olsun.
Ve öyledir
Şükürler olsun.

---
Bu blog sayfasını ilk kez bu yazı vesilesiyle ziyaret ediyorsanız "Nedir" sayfasına göz atmanızı tavsiye ederim.

Uzaktan görü şifa seansımızla ilgileniyorsanız, Heaven Earth Şifahane Blogumuzda, seanslar sayfasına göz atmanızı tavsiye ederim. ( http://yuuka-and-wings.blogspot.com/?m=1 )

Mucizeye yolculuk blog yazılarının dilediğiniz kadarını sosyal medyada paylaşmakta özgür hissedin. Bu blogun amacı ilham kaynağı olmak.

Mucizeye yolculuk blog yazılarının bir bölümünü ya da tamamını bir dergi ve ya kitapta yayınlamaksa isteğiniz bana email yolu ile ulaşabilirsiniz.
strongwings121212@gmail.com

Mucizeye yolculuğumuzu maddi manevi desteklemek istiyorsanız, yine aynı email adresiyle ulaşabilirsiniz.

Koşulsuz Sevgiyle